Sinema ve tiyatro oyuncusu ve oyun yazarı Şerafettin Kaya, senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı ve başrolünü oynadığı Ben İyi Biri Olmadan Önce sinema filmini sinemada izleme şansım oldu. Bir insanın büyük kentte yaşadığı zorlukları ve arkadaşlar arasında yaşanan ikilemi ortaya koyuyordu film. İyilik kavramının değişimi ve içinde yuvalanmış kötülüğü samimi bir dille anlatıyor. Film iyi biri olmadan önceki halimizin doğuştan gelen içgüdüsel iyiliğini perdeye aktarıyor. Bundan dolayı belki de bu film Paris’te “En İyi Film Ödülü” aldı.
Ben İyi Biri Olmadan Önce filmi vizyona girdikten sonra yavaş yavaş kendine özel bir seyirci edindi. Etkileyiciydi ve gerek konu gerekse karakterlerin monologları beni düşüncelere sürükledi: Kötü olmayan mı iyidir? Yoksa iyilik bir efor mudur?
Suç ve ceza gibi ikileme düşüren bir film. Suçun cezanın, iyiliğin de kötülüğün de bir kişide birleştiğini düşünün. Filmin isimsiz ana karakteri, kendi hayatının yönetimini kaybetmezken başkalarının hayatını etkileyecek bir yönetmen haline geliyor. Karakterlerin diyalogları, kendiyle olan hesaplaşmaları, izleyende çarpıcı bir etki bırakıyor.
Vicdan, insan, zaman üzerine düşündüren bir film olmasıyla yeni bir soluk katıyor sinemaya. Bu yeni soluk günümüz şehir insanının hayatına doğrudan ışık tutmakla beraber, evrensel konulara yer veriyor. Filmin adından dolayı, son sahneye kadar bir soru işaretiyle yol aldım: “Ben iyi biri olmadan önce” sözü insanı istemsiz bir muhasebeye sürüklüyor. “Sorgulanmamış hayat, yaşanmamış hayattır”, der Sokrates. Bu filmi izledikten sonra en az bir kez hayatı sorgulayacaksınız.

Filmin yönetmeni ve aynı zamanda başrolünü oynayan Şerafettin Kaya, filminde, söyleşide ve filmin üzerine yaptığı yorumlarda “Normali anlatmıyorum, normali anlatmak değil niyetim” diyor. Yazar ve yönetmen bu bakış açısıyla bize bir hikâyeden çok, zamansız ve her insanda bulunan o “normal” olan içsel sorgulama, değişim, bizi umutsuzluğa da umuda da götüren düşünceleri anlatıyor.
Çeşitli gazete ve programlarda yaptığı söyleşilerde filmin akışından, sanatçı arkadaşlarından, iyilik/kötülük kavramından bahsetti. Bu konularda aslında ne kadar yalın ve basit bir gerçeği, insanın burnunun ucunu görememesi gibi bir şey olduğunu hatırlattı bize. Onun tanımına göre: İyilik, iyi kalabilme yeteneği, eforu gerektiriyor. Kötülük ise bunun suistimali. Yıllardan beri süregelen ve evrensel yazarlarca anlatılan bir meseleyi derin ve düşündürücü şekilde sinemaya dökmüş.
Bir gazete söyleşinde “Bir sanat eserine en güzel ödülü zaman verir” demiştir.
Bu filmi de insanları zamanla daha iyi anlayacak ve belki de kültler arasında yerini alacak. Ünlü simalarında bulunduğu bu eser ses getirecek düzeyde. Önümüzdeki günlerde zamansızlığını anlayan izleyiciler sayesinde hak ettiği noktaya geleceğini düşündüğüm bu filmi kaçırmamanızı öneririm. Yazarın programlarda söyledikleri çok kıymetli ve hatırlanması gereken ince detaylar var. Başlı başına bir hikâye olan Şerafettin Kaya’nın sanat serüvenini “iyi biri olmadan önce” öğrenmelisiniz. Hepimizin iyi olduğu günlere!
