Trainspotting filmi (1996) gösterime çıktığında İngiltere’de büyük tartışmalara neden olmuştu.
O dönem çalıştığım firma pazarlıyordu filmi ve ben de güncel bir tartışma yaratmaya çalışmıştım uyuşturucu üzerine…
Filmler uyuşturucuyu özendiriyor muydu? Tartışma buydu.
Baştan söyleyeyim…
Hiçbir film yapımcısının buna yatırım yapacağına inanmam… Salakça bir yatırım olur çünkü.

ALPHA filmi peki?
İzlemesi kolay olmayan bir film.
Tam anlamı ile “festival filmi”.
Bol sembol, anafor, mecaz var.
Olanağınız varsa iyi bir sinema yazarı ile izleyin ve çıkışta kahve karşılığı filmi üzerine konuşun.
Bana sorarsanız aile, anne, tıp insanı, kardeşlik bağı, gençlik, göçmenlik, yalnızlık, ön yargı, çoğunluğun baskısı ile yalnızlaşma, eğitim kurumu ne ararsanız var filmde.

Kısa bir giriş yapayım.
Vücudunuza yaptırdığınız dövme kâbusunuz olabilir.
Yanıbaşınızda uyuşturucu enjekte eden bir yakınınız varsa asla sıradan bir hayatınız olamaz.
Kızınızın enfekte olduğunu düşünüyorsanız doktor bile olsa bir anne her zaman annedir. Doktor olması ise bir avantajdır.
Kısa bir son ile kapatalım.
Hastaları “mermerleşmiş” göstermek bir düş sahnesi midir, yoksa enfekte olanların yaşam enerjisinin tükenmesi ve buz kesmesi mi bilemedim. Ya da enfekte olanlara olmayanların bakışı tam da bu “İnsan olmaktan çıkma evresi mi?” bunu da bilemedim.
Bildiğim bir şey var ama…
Dövme yaptırmak da uyuşturucu kullanmak da kusursuz insan bedenine saldırı gelir bana.
Vücut sizin, akıl da…
Sevgiyle- Dostlukla
nizameren@gmail.com
