En son yazacağımı en baştan yazayım.
Sol ideolojiden gelen ve halen aynı yöne giden ben ve benim gibilerin filme bakışı biraz daha “sınıfsal” olacaktır.
Marksistler her şeye “sınıfsal” bakar zaten.
“Berlin Film Festivali’n de ödül almasaydı bu film Türkiye’de oynayamazdı” dedi çıkışta biri.
Şaşırdım.

Bence film Berlin’de ödül almasa da oynardı.
Demokratik, Laik ve Sosyal bir devletiz biz.
Yasaklara karşı olan bir iktidar var. Hak-hukuk-adaletten yana üstelik…
Çok uzun yıllar (15 sene vardır) ülkemizde sınıfsal çatışma ve devlet-birey çatışması üzerine film yazılmıyor diye isyan ederdim.
Devletin mi yoksa piyasanın mı sindirmesidir tartışılır ama sinemamız uzun zamandır, kız kardeşlerin ruhsal bunalımı, aile içi çatışmalar ya da kimlik bunalımı üzerine minimal, içsel, suya sabuna dokunmayan hani sansürün olduğu zamanlarda “aferin hep bunları çekip gelin” dedirtecek “art house” filmler üretti.
İlk kez, halk-iktidar-devlet üçlüsünden beslenen bir hikâye bulunca çok sevindim. Berlin basın toplantılarının bazılarını da rast geldikçe dinledim, izledim.
Sarı zarflar filmine gelince: Bir yazarın “Filme gitmeyin ben beğenmedim” diyeni hep aşağıladım.

Senin ne haddine?
Gidin ve tartışın…
Kadının eşi üzerindeki tahakkümünü (baskı ve otorite) tartışın.
Anne-babanın ergen kızları üzerinde ki “Bizim istediğimiz gibi davranmıyorsun” tahakkümünü tartışın.
Tepeden gelen emre karşı koyamayan özerk üniversite rektörünü tartışın.
Tiyatro gibi sanatın beşiğinde ki insanın baskıya karşı koyamayıp oyunu kaldırmasını tartışın.
“Baskıların en korkuncu çoğunluğun baskısıdır” diyen Emre Kongar hocamın bu sözünü filme uyarlayın.
Film, çok güzel yazılmış bir kere.
Aferin senariste.
Ama diyaloglar da en az senaryo kadar başarılı olmazsa senaryo bazen çöp olur ya hani, burada her şey yolunda.
Filmden kalan tortuya gelince: Örgütlenmeden sistem ile savaşamazsınız.
Filmdeki çift de yenildi.
Ret ettikleri tüm değerleri yaşamaya başladılar sonunda.
Bu da bizi Mark’sın “diyalektik ve tarihsel materyalizm” kuramına götürüyor: Düşündüğün gibi değil, yaşadığın gibi düşünürsün.
Bir baş yapıt olmasa da uzun zamandır sinemamızda görmediğimiz ustalıkta bir film.
İlker Çatak daha önce ki filmi ÖĞRETMENLER ODASI ile beğenimizi kazanmıştı.
Bu filmde de Almanya’yı dekor kullanıyor.
Bizden bir filmi “bizde” çekmesi umudu ile…
SEVGİYLE – DOSTLUKLA
