UĞULTULU TEPELER, 1847 yazılmış ve yazarın (Emily Bronte) tek romanı.
İngiliz edebiyatının en sarsıcı aşk romanlarından biri.
Yeşilçam filmi fragmanlarımızda kulaklarımda çınlayan bir spor vardır: “Aşk, intikam, şehvet hepsi bu filmde!” diye
Bu romana uyarlarsak: Tutku ve nefret, aşkın yıkıcı gücü, sınıf farkı, zengin-fakir uçurumu bu filmde…
O kadar ses getirdi ki defalarca filme alındı.
1939 yılı ile başladı. 8 dalda Oscar adayı oldu 1 ödül kazandı.
1992 yılı 2. Kez perdeye aktarıldı. Belki de romana en sadık filmdi. Duygusala ağırlığı ve kasveti ile anımsarım.
2011 yılı 3. Kez denendi. Diyaloğu az, atmosferi çok güçlü bir film, dedi eleştirmenler. Bana göre ham, sert ve gerçekçi idi.

2025 yılı son hali.
Bu hafta salı sabahı izlediğimiz film ise zor olan roman uyarlamasına daha sığ bir bakış açısı getiriyor. 180 dakika belki daha uzun sürede anlatılabilecek bu romanı 136 dakikaya sıkıştırınca çok şey uçup gitmiş.
Müziklerine ayrı bir sayfa açmak gerek. Filmi sevdiren birçok unsurdan ilk 5’e girer filmin müziği.
Film müziği albümü koleksiyonu yapan biri olarak rahatlıkla bu filmin müziklerine 9 puan veririm.
Engin Geçtan hocamı bilir misiniz?
Mutlaka bir kitabını okuyunuz. Üniversitede SEVGİ tanımını en güzel yapan insandı ve öyle de kaldı.
“Sevgi, bütün beklentiler karşılandıktan sonra geriye kalan şeydir” demişti ve bu cümleyi ÇAĞDAŞ YAŞAM VE NORMAL DIŞI DAVRANIŞLAR kitabında (yeni baskıda sanırım adı değişti) uzun uzun açıklamıştı.
Film, tam da bunu anlatıyor aslında.
Günümüz Z kuşağı pek okumuyor kabul ama filmi izleyince de çok keyif alacaklarını sanmıyorum. Onlar sonuca en kısa yoldan gitmeyi biliyorlar ve seviyorlar. Bizim gibi dolaylı yoldan amaca ulaşmak kalmadı yani.

Son not: Film çıkışında bir dostum, “Romanı okuduk, sabah sabah ne işimiz var burada?” dedi
Yanıtım, “Titanik’in battığını biliriz ama nasıl battığını bilmeyiz!’’ dedim onadan.
Filme gidin. Sinemaya çok sık gidin.
Hiçbir platform IMAX ses ve görüntü zevkini vermez.
36 yıllık deneyimle yazıyorum.
Sevgiyle Dostlukla
