Antalya Altın Portakal’la bir kez daha hayatın merkezinde, sinemayla. Nereye gitseniz, neye baksanız Altın Portakal afişi ve heykeli… Başarılı bir halkla ilişkiler yapılmış. Beni çarpan ve gerçekten günler sonra bile etkileyen “kalpten” savsözü. İnsanı yakalıyor ve sımsıkı sarıp sarmalıyor.
Belediye ile devletin kültür etkinliklerinin birbiri ardına yapılması bir anlamda iyi gibiyse de güçlerini niye böldüklerini anlayamıyor insanlar. İki “dev” güç neden ayrı ayrı davranır? Birleştirin güçlerinizi, verin el ele, daha geniş, daha etkin bir kültür sanat şöleni yapın. Herkes parmak ısırsın, kutlasın, örnek olun. Peki, neden olmuyor? Siyaset belirleyici de ondan. Neden siyaset kavganızı sanata taşıyorsunuz?
Altın Portakal’ın özelliği, ilk gösterim koşunu öne sürmesi… Buna da bağlı olarak sadece seyirci değil, sinemacılar da merak içerisinde… Günlerdir, hepimiz yer konuşmamızda, o mu, bu mu diye görüş alıp veriyoruz.

Erken Kış, Özcan Alper’in yeni filmi. Genel anlamda taşıyıcı anne sorunu yaşayan, bir göçmen (daha doğrusu ilticacı) genç bir kadını işliyor. Çocuğundan ayrılmak istememesi kadar doğal ne olabilir ki? Yönetmen, senaryosunu da kendi yazdığı için hem konuya hâkim hem mekâna… Daha önce Sonbahar filminde izlediğimiz Karadeniz’in kapalı, melankolik havası burada da sürüyor. İnsanı bunalıma sürükleyecek kadar kapalı, bulutlu, yağmurlu, tepeden tırnağa gri. Karadenizli biri olarak ben hoşnudum o bulanıklıktan ama herkesin aynı tepkiyi vermesi beklenemez tabii. Filmde de Ferhat rolündeki ve bana göre asıl filmin asıl teması olan Timuçin Esen’in çözümsüzlüğünü destekliyor hava da. Belki de başrol havanın! Eşi, işi, sınıra götürdüğü -belli ki arzuladığı da- genç Lia (Leyla Tanlar) arasında çaresiz, çözümsüz ve ne yapacağını bilemez halde.
Erken Kış, senaryosu, rejisi, oyuncuları (Timuçin Esen, dizilerde bu kadar başarılı olamıyor; zamana karşı yarışıldığı ve oyundan çok -reji için de geçerli bu, senaryo için de- reyting düşünüldüğü için rol yapışıyor sanki üzerine, giremiyor içine) ile gerçekten başarılı. Müziği unutmamalı, müziği de aynı düzeyde ve zaman zaman görüntüyü bile taşıdığını söylemek mümkün. En tam da bu nedenle ödül adayı doğal olarak. Başka filmler de var benim ödüle aday göstermek istediğim, ama jüri neye karar verir, hangisini seçer, gerekçesi ne olur bilemiyorum. Cinsiyet ayrımcılığının dorukta olduğu, kadın cinayetleri ve kadınlar üzerine haksızlıkların gündemden düş(ürül)mediği bir süreçte kadın üzerinden erkek öyküsü anlatmak bir cesaret işi ve Alper, gerçekten iyi anlatmış. Film sarkmıyor (özellikle dijitalle birlikte filmlerin süreleri de alabildiğine uzadı, yönetmenler de çektiklerine, daha doğru deyişle emeklerine kıyamadıkları için her planı kullandıkları için de yürümeyen, akmayan, uzadıkça da kendinden soğutan filmler izliyoruz), yan öykücükler başarılı. Ferhat’ın uzun yıllar sonra köyünde sevgiyle karşılanması ama yalanlarla geçiştirmeye çalışması aslında ana temayı tam öne çıkarıyor, vurguluyor.
Şimdi hepimiz merak içerisinde jürinin kararını bekliyoruz. Filmleri, onların kararından bağımsız değerlendirmeyi ilk fırsatta yapacağım.
