İzleyeceğim filme, kadrosuna ve yönetmenine bakıp karar vermeye daha küçük yaşlarda kasaba sinemamızdaki salonlara giderken alışmıştım; ama o dönem öncelik yönetmenden çok oyuncular ve elbette fotoğrafları idi.
June ve Jhone filmi için Luc Besson adı yeterli motivasyondu.
Filmi çok beğendim. Matilda Price’ın oyunculuğu on numara; ama bu tür yazılar SİYAD üyelerinin işleri.
Benim tarzım farklı.
Ne gerçek ne değil? İçimizden geçen nedir?
Peki gerçekte yaşadığımız?
Klişeleşmiş toplumsal normlar hayattan zevk almamıza engelse ne yapmalıyız peki?
Sabah hep aynı saatte yataktan kalkıp, hep aynı saatte otomobili park edip, ofiste hep aynı saatte bilgisayar başına oturmanın nesi çekici?
Baştan çıkarıcı olan her şey toplumsal normlara ters.
Ülkemizde düşünmek ve hayal etmek bile yasak.
Bunu ne yapacağız peki?
Bir filmi izlerken oyunculardan biri yerine kendimizi koyabiliyorsak “Ben olsam şöyle derdim. Ben olsam şunu yapardım.” diyebiliyorsak o film iyidir.
June ve Jhone, sürreal (gerçeküstü) bir film gelecek birçoğunuza.
Öyle gelmesin.
Hatta kendinize şunu sorun: Ölmeme iki gün (ya da süreyi siz belirleyin) kalmışsa nasıl bir son hazırlardım kendime?
Film işi, soyut yorumlar işidir; ama ben mutlaka görün derim.
June’un güzel yüzü hatırına olsa da!
Sevgiyle – Dostlukla
