Sevil Berberi (Il barbiere di Siviglia) operasının konusu İspanya’nın Sevil şehrinde geçer. Doktor Bartolo’nun vasisi Rosina ile evlenip servetine konmak istemesini ve Kont Almaviva’nın Rosina’ya olan âşık olma sürecini anlatır. Ama Sevil Berberi operasının ne müziğini ne de şu ünlü şarkısı hiç unutmam. 

Figaro! Figaro! Figaro!

Eyvah, ne bu öfke!/ Ahimè, che furia!

Eyvah, bu kalabalık ne!/ Ahimè, che folla!

Teker teker (gelin), tanrı aşkına!/ Uno alla volta, per carità!

Hey Figaro! Buradayım/ Ehi, Figaro! Son qua

Figaro burada, Figaro orada,/Figaro qua, Figaro là,

Figaro yukarı, Figaro aşağı,/Figaro su, Figaro giù,

Gioacchino Rossini’yi hatırlatmak istiyorum. 

Sekiz yaşından otuz yedi yaşına dek, yani 29 yılda otuz dokuz opera besteledi: Külkedisi, Tancredi, Otello ya da Venedikli Mağribi, Saksağan, İtalya’da Bir Türk, II. Mehmet, Semiramis, Musa ile Firavun gibi eşsiz operalar. 

FİLMLERİYE ROSSİNİ

Belki Gioacchino Rossini’yi besteleriyle tanıyoruz, ya yaşamını konu edinen filmleri biliyor muyuz?

Rossini üzerine yapılmış birkaç filme değineceğim.

Bunlardan ilki, Mario Bonnard’ın 1942’de yönettiği biyografik kurmaca filmdir. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra, İtalyan komedisi (commedia all’italiana) sinemasının önemli yönetmenlerinden Mario Monicelli, 1991’de Rossini Rossini adlı filmi çekti.

Film, yaşlılık günlerindeki Rossini’nin geçmişine dönüp çocukluğunu, gençliğini, müzik yaşamını ve özel hayatını hatırlaması üzerine kuruludur. 

David di Donatello Ödülleri’nde En İyi Kostüm Tasarımı ödülünü kazanan bu yapım, bestecinin yaşamını tarihsel olaylarla kişisel ilişkilerini iç içe geçirerek anlatır.

Hikâye 1797’de, Fransız Devrim birliklerinin Pesaro’ya gelişiyle başlar. Devrim askerlerinin kente girişinin ardından yapılan kutlamalarda, küçük Gioacchino’nun davulla törene eşlik etmesine izin verilir. Birliklerin komutanı, bu küçük müzisyeni bir altın parayla ödüllendirir. Bu sahne, henüz çocuk yaşta olan Rossini’nin müzikle kuracağı uzun ve olağanüstü ilişkinin sembolik başlangıcı gibidir.

Bence Gioacchino Rossini’nin yaşamı 5-6 bölümlük dizi olmaya aday. Olağanüstü renkli, eğlenceli ve sürprizli.

Son büyük opera zaferi Guillaume Tell’in ardından, 1829 yılında müzik yaşamına veda ettiğinde sadece otuz yedi yaşındaydı, karar verecekti artık opera yazmayacaktı…

OPERAYA ELVEDA, MERHABA MUTFAK SANATI 

Kırsala taşındı, ikinci eşiyle evlendi, sonraki kırk yıl boyunca ise yemek pişirme, yemek yeme, misafir ağırlama ile zamanını geçirdi. Rossini’nin, bu büyük yaratıcının ikinci yaşamına yemek ve gastronomi dolu dolu girmişti… Üstelik yemek yalnızca bir zevk alanı değil, sosyal yaşamının ve kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçası oldu. Aynen şöyle diyecektir:

“Yemekten daha hayranlık uyandırıcı bir uğraş bilmiyorum. Yemek yemek, sevmek, şarkı söylemek ve sindirmek; aslında yaşam adı verilen komik operanın dört oyuncusudur. 

Bunlar bir şampanya şişesinden yükselen köpükler gibi geçip gider. Bu zevklerin tadını çıkarmadan onların sönüp gitmesine izin veren kişi tam bir budaladır.”

(Münih, Rossini restoranından bir manzara)

ROSSİNİ İMZA YEMEKLERİ

Kısaca, Rossini için, “İştah, tutkularımızın büyük orkestrasını yöneten şefin çubuğudur” sözüne tam uyan, her günü yemek reçeteleri, pişirilen yemeklerle geçen başka bir yaşam önüne açılmıştı…

Yeni yaşamının en güçlü sembolü kuşkusuz yemekle ilgilenenlerin, şeflerin çok iyi bildiği Tournedos Rossini yemeğidir. Buraya merak edenler için pahalı ve bulması zor kaz ciğeri ve trüf mantarı kullanmadan, evde bulunabilecek malzemelerle yapılış videosunu koyuyorum. www.youtube.com/watch?v=2LfnP2Rx0Hg

Rossini’nin yaratıcılığı, opera sahnesinden sofraya taşınır. Notalarla kurduğu dünyaya bu kez tatlar, kokular ve seçkin malzemeler eşlik eder. Müzik onun için nasıl bir yaratma biçimiyse, gastronomi de zamanla hayatının başka bir yaratıcı alanına dönüşür.

Tabii ki onun imzasını taşıyan başka yemeklerde var: Bir çorba (Veloute Rossini), malzeme zengini Risotto alla Rossini, et yemeği Sole alla Rossini, tam bir yemek sanatı parmesanlı Cannelloni alla Rossini, pişirmesi oldukça zor sülün etli Pheasant Suprême alla Rossini, Stuffed Turkey (hindi tabii ki) alla Rossini, bir makarna yemeği şaheseri Maccheroni alla Rossini…

Peki, diyeceksiniz ki, sinemacılar içinde yemeyi, gastronomiyi ikinci yaşam olarak seçenler var mı? 

Seçenler, demeyeceğim ama ilgilenenler, tutkuya dönüştürenler hatta restoran sahipleri elbet var. 

İsimleri bende saklı kalsın onlardan da bir başka yazıda söz etmeyi düşünüyorum.

OĞUZ MAKAL YAZDI: BİR SANATÇI YA DA SİNEMACI NASIL GURME OLABİLİR?