Gillo Pontecorvo’nun 1966 yapımı Cezayir Bağımsızlık Savaşı filmi sinema tarihinin en önemli politik filmlerinden biridir. Film, sömürgecilik, direniş ve hegemonya üzerine çekilmiş en önemli sosyo-politik belgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Filmin tarafsız görünen sinematografik dili, belgeselvari ve İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ne dayanan yapısı, olayları propaganda tuzağına düşmeyen bir gerçeklikle sunar. Film, 1954-1962 yılları arasındaki Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın özellikle 1954-1957 tarihleri arasında başkent Cezayir’deki gerilla savaşına odaklanır. Filmde oyuncu olarak gerçek Cezayirli halk oynamıştır. Direniş örgütü FLN’nin liderlerinden Yacef Saadi, hem filmin yapımcısıdır hem de filmde kendi gerçek karakterini canlandırmıştır. Cezayirli direnişçiler, her üyenin 3 kişiyi tanıdığı bir yapılanma içindeydi. Albay Mathieu komutasındaki Fransız ordusu ise bu yapılanmayı işkence ve istihbaratla çökertmeye çalışıyordu. Filmin omurgası bu iki taktiksel yöntem üzerine kurulmuştur. İşgalci gücün sistematik şiddeti ile ezilenlerin bir reaksiyon olarak başvurduğu şiddet karşı karşıya getirilir. 

Bir tarafta Fransızların ırkçılığı, uyguladıkları sokağa çıkma yasakları ve ev baskınları varken, diğer tarafta direnişçi Cezayirlilerin bombalı eylemleri dikkat çeker. Basın toplantısı sahnesinde Albay Mathieu’ye, Fransız basını işkenceyi sorduğunda Mathieu tarihe geçen bir yanıt verir: “Cezayir’in Fransa’da kalmasını istiyor musunuz? Cevabınız evet ise, ortaya çıkan sonuçları da kabul etmelisiniz.”

FLN lideri Ben M’Hidi ise, gazetecilerin “Kadınların çantalarında bomba taşıması adil mi?” sorusuna: “Bize Napalm bombalarınızı verin, biz de size kadınlarımızın sepetlerini verelim” diyerek yanıt verir. Napalm bombası: petrolün özel kimyasallarla karıştırılmasıyla elde edilen, düştüğü yerde çok yüksek ısılı bir yangın başlatan korkunç bir kitle imha silahıdır. Başkent Cezayir: Kıvrımlı, dar, karanlık, kalabalık ve sömürgeci gücün denetlemekte zorlandığı bir direniş kalesidir. Fransız Mahallesi ise: Geniş caddeler, lüks kafeler, kontrol noktalarıyla korunan modern Fransız yaşamını göstermektedir. Film, sömürgeciliğin şehri ırksal ve sınıfsal olarak nasıl iki ayrı dünyaya böldüğünü ve bu iki dünyanın temas noktalarındaki gerilimi somutlaştırır. 

Filmin en güçlü bölümlerinden biri de kadın direnişçilerin savaştaki stratejik konumudur. Sömürgeci eril bakışın zararsız ve görünmez kıldığı Cezayirli kadınlar, direnişin en tehlikeli eylemlerini üstlenir. Fransız mahallesindeki kafeleri bombalama sahnesinde kadınlar, geleneksel çarşaflarını çıkarır, saçlarını batılı tarzda kestirip boyatır, makyaj yapar ve Fransız kadını kılığına girerler. Fransız askerleri, batılı görünen bu çekici kadınları arama noktalarından gülümseyerek geçirir. Batılı giyinen kadınları tehlikesiz ve müttefik sanmaktadırlar. Sömürgecinin ırkçı ve kalıplaşmış oryantalist yargıları en büyük zaafına dönüşmektedir. Kadınlar bomba taşımanın dışında örgütün haberleşme ağını yönetir, yaralıları saklar ve direnişin lojistik sorumluluğunu üstlenir. Film, Cezayirli kadını pasif, mağdur konumundan çıkarıp savaşçı olarak konumlandırır. Annelik ya da eş rolünü askıya alan kadınlar, örgütlü yapının soğukkanlı militanlarına dönüşür. Kadınların eylemleri direniş örgütü FLN’nin katı ve hiyerarşik yapısına bağlıdır. Burada bireysel duygulardan arındırılmış, ideolojik bir görev bilinci hakimdir. 

Film, 1957 yılında Fransız ordusunun FLN’yi çökertmesi ve direniş örgütünün son temsilcilerinin saklandıkları evi havaya uçurmasıyla başlar. Fransızlar askeri savaşı kazanmıştır. Ancak film 1960’taki halk gösterileriyle biter. Fransızlar askeri olarak kazansa da bir halkın özgürlük iradesini yok edemeyerek politik ve ahlaki savaşı kaybetmiştir. Cezayir Bağımsızlık Savaşı, bastırılan bir halkın nasıl yenilmez bir güce dönüştüğünü gösteren çağdaş bir destandır. Bireysel korkunun yerini alan kitlesel kararlılığı gözler önüne seren film, liderler tutuklanmış ya da öldürülmüş olsa da halkın zafere olan inancı ve mücadelesiyle bağımsızlığını kazanan bir ulusu resmetmektedir.

Filmin Fransız Politikasındaki Yankıları

Film, çarpıcı belgesel gerçekçiliği ve iki tarafın da sert yüzünü gözler önüne sermesi nedeniyle Fransa yönetimi tarafından tehlikeli bulunmuştur. Fransa hükümeti, filmin uluslararası festivallerde gösterilmesini engellemeye çalışır ve Venedik Film Festivali’nde yarışmasını protesto eder. 

Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1966 yılının Venedik Film Festivali’nde festivalin en büyük ödülü olan Altın Aslan ödülünü kazanır. Film Fransa’da 1971 yılında sinemalarda gösterim şansı bulur, ancak bu gösterimler sağcı ve sömürge yanlısı grupların bombalı saldırıyla kesintiye uğrar ve vizyondan kaldırılır. Sol ve muhalif basın filmi bir sömürgecilik eleştirisi ve başyapıt olarak nitelerken, muhafazakâr ve sağcı basın filmi Fransız kültürüne, siyasetine ve halkına karşı duyulan kini artırmak amacıyla bilerek yapılan bilgi yayma faaliyeti olarak nitelendirir. 

Savaşın üzerinden çok kısa bir süre geçmiş olması, basındaki tartışmaların sinemasal bir eleştiriden ziyade, ulusal bir vicdan ve utanç muhasebesine dönüşmesine neden olur. Film, yapımından yıllar sonra, 2004 yılında Cannes Film Festivali’nin Klasikler bölümünde restore edilmiş özel bir kopyasıyla izleyicilerle buluşur. Şimdilerde Fransa’da milyonlarca Cezayirli insan yaşamaktadır. Halklar ekonomik, kültürel ve ailevi bağlarla birbirine bağlanmıştır. Ancak bu durum tam bir kaynaşma getirmemiştir. Fransa’daki Cezayir kökenli vatandaşlar, özellikle de banliyölerde yaşayan gençler, Fransız toplumu tarafından hâlâ tam olarak kabul görmediklerini, ırkçılık ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirtmektedirler. 

Fransa’da yükselişe geçen sağ siyaset, Cezayirlileri ve genel olarak Kuzey Afrikalı göçmenleri hedef göstermekte, bu durum da Fransa’daki Cezayir toplumunda ciddi bir huzursuzluk yaratmaktadır. Fransa’nın Cezayir vatandaşlarına yönelik vize politikasını sürekli sıkılaştırması ve Cezayir’in de Fransa’nın sınır dışı etmek istediği kişileri geri almaması, iki halk arasındaki ilişkileri zorlaştırmaktadır. 

Cezayir devleti, bağımsızlık savaşını ulusal kimliğinin en büyük kaynağı olarak görmektedir. Okullarda tarih eğitimi Fransız sömürgeciliğinin vahşeti ve kazanılan şanlı zafer üzerine kuruludur. Savaşta hayatını kaybeden 1,5 milyon şehidin anısı, toplumsal hafızada dün gibi tazedir. Savaş, Fransız hafızasında ise ulusal bir travma ve tabu olarak kalmıştır. Fransa, Cezayir’de yaşananları onlarca yıl boyunca savaş olarak kabul etmemiş, kamu düzenini sağlama operasyonları olarak nitelendirmiştir. Fransa parlamentosu, yaşanan olayları resmi olarak ancak 1999 yılında savaş olarak kabul etmiştir. 

Savaş döneminde Cezayir’deki Fransız yerleşimcilerin ve Fransa adına savaşan Cezayirlilerin torunları, bugün Fransa iç siyasetinde hâlâ canlı birer baskı unsurudur. Cezayir, Fransa’nın 132 yıllık sömürge döneminde ve bağımsızlık savaşında işlediği suçları soykırım olarak tanımasını, özür dilemesini ve tazminat ödemesini talep etmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçmişle yüzleşme adına bazı sembolik adımlar atsa da resmi bir özür dilemeye yanaşmamaktadır. 

Cezayir, dünyada milli marşında eski sömürgecisini doğrudan tehdit eden tek ülkedir. Yakın zamanda milli marşın ‘Ey Fransa, bu adalet günüdür’ şeklindeki dizesi resmî törenlerde daha gür sesle okunmaya başlanmış ve sömürgeciliği övmeyi suç sayan yeni yasalar çıkarılmıştır. Cezayir’in bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemde, Cezayir Devrimi’nin şairi olarak bilinen Müfdi Zekeriya, Fransız sömürge yönetimi tarafından siyasi fikirleri nedeniyle tutuklanmış, 1955-1956 yılları arasında başkent Cezayir’deki Barberousse Hapishanesi’nde mahkûm edilmişti. Hücrede kendisine kâğıt ve kalem verilmesi yasaklanmıştı. Müfdi Zekeriya, kendi kanını kullanarak hücrenin duvarlarına dizelerini kazıyarak bu marşın şiirini yazmıştır. Şairin hapishaneden çıkmayı başaran bu şiiri, direnişçiler arasında hızla yayılır. Şiirin marşa dönüştürülmesi için ilk olarak bazı yerel müzisyenler denemeler yapsa da istenen coşkulu hava yakalanamamıştır. Sonunda şiir, Mısırlı besteci Muhammed Fevzi’ye ulaştırılır ve böylece Cezayir Ulusal Marşı bestelenmiş olur.

Cezayir Ulusal Marşı 

Yıkıcı felaketler üzerine yemin olsun,
Ve saf, temiz akan kanlar,
Ve ulu, muazzam dağlarda dalgalanan parlak sancaklar üzerine,
Biz hakkın yolunda ayaklanan askerleriz,
Ve bağımsızlığımız için savaşa koyulduk.
Konuştuğumuzda bize kulak asılmadı,
Bu yüzden barutun sesini ölçü tuttuk,
Ve makineli tüfeğin nağmesini melodi yaptık.
Ve karar kıldık: Cezayir yaşayacak!
Şahit olun, şahit olun, şahit olun!

Ey Fransa! Sitem ve sızlanma zamanı geçti,
Onu bir kitabın yaprakları gibi katlayıp kapattık.
Ey Fransa! İşte hesap günü geldi,
Hazırlan ve bizden cevabını al!
Çünkü devrimimizde sözün bittiği yerdedir kesin karar,
Ve karar kıldık: Cezayir yaşayacak!
Şahit olun, şahit olun, şahit olun!

Filmin Künyesi:

Yönetmen: Gillo Pontecorvo

Senaryo: Gillo PontecorvoFranco Solinas

Oynayanlar: Jean Martin, Yacef Saadi, Brahim Hadjadj, Fusia El Kader

Müzik: Ennio Morricone, Gillo Pontecorvo

Ülke: Cezayir, İtalya

Tür: Dram, Tarih

Süre: 122 Dk.

Gösterim Tarihi: 31 Ağustos 1966 (Venedik Film Festivali)

TOLGA OSKAR YAZDI: ‘Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ Filmi ve Politik Yankıları