Tam zamanlı bir film izlemeye hazır mısınız? Bir hastanede, gece vardiyasında hemşire olarak görev yapan Floria (Leonie Benesch), görevi gereği yaptığı her işi neredeyse (hiçbir insert ve/veya kurguya gerek duymaksızın) birebir izletiyor. Oyuncuyla girince, yönetmenin önemini göz ardı ettiğimi sanmayın… Petra Blondina Volpe, yazıp yönettiği “Gece Vardiyası”nda, gerçekten çok önemli bir soruna parmak basıyor.
Sadece bizde değil, tüm dünyada nüfus hızla yaşlanıyor ve sağlık hizmeti alanların sayısı artıyor. (Bizde yaşananları anlatarak girecektim yazıya; ama film, bu durumun küresel bir sorun olduğunu, rakamlarla, oranlarla ortaya koyuyor. Bizde devletin siyasal çerçevede büyüttüğü sorunlar da var, unutulmamalı.)

Alabildiğine gerçekçi bir anlatımla, bir hastanede geçen bir akşam vardiyasında olanları, gözünüzü kırpmayacak denli hızlı, bir o kadar da heyecanlı izliyoruz. Hepimizin alışkın olduğu, yetersiz personel (her ne kadar gece vardiyası olsa da) İsveç/Alman hastanesinde de geçerli. Bunun nedenlerine girmiyor film; belli ki çalışan sayısı azaltılırsa hastane tasarruf etmiş olacak. Tıpkı “itibardan tasarruf edilmez” sözündeki gibi…
Sabır abidesi Floria, her hastasıyla yakından ilgileniyor; izin almadan dokunmuyor, inanılmaz derecede titiz ve temiz… Kimi evinde bıraktığı köpeği, kimi işinin başıboş kalması, kimi hastalığının ağırlığı gibi farklı nedenlerle -tabii hastalıklarının getirdiklerinin yanı sıra- kaygılı. Mesaisi boyunca hepsiyle baş etmeye çalışıyor. Sadece iki kişiler (biri yeni başlamış bir asistan), acil destek verilmesi gereken hastalar var, röntgene ve/veya başka tahliller yapılması için götürülmesi gerekenler var… Bir de sigara içmek için kuralları delmeye çalışanlar. Floria sabırlı ve işinin gereklerini yerine getirmek için hiç durmadan, dinlenmeden koşturuyor. Bu arada, kendi çocuğu ile de ilgilenmesi gerekiyor, telefonla da olsa.

Kendinizi ister istemez Faloria ile özdeşleştiriyorsunuz; kendinizi onun yerine, o tempoda çalışmaya koyuyorsunuz… Mümkün değil o hıza, o titizliğe, o güvenirliğe yetişmek. Filmi izlemek sağlık çalışanlarının (tüm dünyada) neler yaşadıklarını anlamak, benimsemek için şart. Bizde doktorlara şiddet gösteriliyor (çok, çoktan da çok kötü; kesin); ama hemşireler ve diğer sağlık çalışanlarının yaşadıkları pek öne çıkmıyor. Hem ayrıca bizde bu sorun sadece devlet hastanelerinde değil, özel (ve güzel) hastanelerde de yaşanıyor. Hem ekonomik hem çalışma koşulları ve imkânları açısından sağlıkçılar zor durumda.

Çok da uzatmamak gerekir; film içeriğinin dışında, yönetmen -belki de sağlıkçı(ydı) kendisi- hemşireliğin ayrıntılarına kadar öğrendiği sağlık hizmetini çok iyi anlatıyor. Filmi herkesin, ama en çok da Sağlık Bakanlığı bürokratlarının, parlamentoda bulunan milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı danışmanlarının ve tabii bizzat Sağlık Bakanı’nın izleyip nerede, ne yanlış(lar) yaptıklarını görmeleri ve düzeltilmesi için çaba harca(n)ması nedeniyle izlemesi gerekiyor. Sinema izleyicisi için de sağlık sorununun önemini kavrayıp (öyle ya ağlamayan bebeğe emzik vermezler) alacakları hizmeti talep etmesi için bir fırsat olması dileğiyle…
