Özen Film’de işe başlamadan önce görüşmemi Ahmet Togay adlı muhteşem bir karakter ile yapmıştım.
Ahmet Ağabey, Can Yücel kılıklı bir adamdı ve kesinlikle bana göre Can Yücel’in ta kendisiydi.
Venedik Film Festivali’ne gittiğinde bir akşam bara gider biraz içer ve piyano ile müzik çalan adam dikkatini çeker. Her parçadan sonra bir kâğıda not alıyormuş adam. Ahmet Ağabey meraklı bir Türk genci olarak adamın yanına gider ve “Baba sen her parçadan sonra ne yazıyorsun?” diye sorar.
Piyanist “Çaldığım müzikler bana ait değil, sahiplerine ödeme yapılması gerek” der.
Bütün bunlar ise 1970’lerde olur.
Bana anlattığı tarih ise 1990 ya da 1991 olmalı.
Ortalarda henüz Ali Rıza Binboğa, Orhan Gencabay, Osman Yağmurdereli gibi isimlerin MÜYAP, MESAM gibi dernekler için başkanlık çatışması da yok. Derneklerin esamesi okunmuyor.
Film ithal eden şirketimin sahibi Mehmet Soyarslan’ın “Bizim İthalatçılar derneği olacaktı ama nerede adresi bulamıyorum yerini de bilmiyorum” dediği zamanlardı. Dernekler var ama işlevi yoktu.
1987 yılında kurulan SESAM (SİNEMA ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ) henüz hak takibi yapacak durumda olmadığı için ancak film yapmak isteyenlere YAPIMCI BELGESİ verebildiği dönemlerden bugünlere nasıl gelindi bir bakalım.
Bu yazıya konu olan taraf tam da burada başlıyor.
Nasıl olurda şarkıcı, türkücü bir araya gelip bu meslek birliklerini oluşturabildi ve bunca zamandır berberinden oteline her yerden telif alırken entelektüel dediğimiz sinemacılar halen kısır tartışmaları aşamadılar?
Türkiye’de Sinema ve Müzik Eserleri 5846 sayılı Fikir ve sanat Eserleri kanununa tabidir.
Fikir ve Sanat Eserleri 2 bölümde incelenir:
- Manevi haklar
a-) halka arz b-) içerik (izin alınmadan konunun ve diğerlerinin değiştirilmesi c-) adın belirtilmesi
- Mali haklar
a-) işleme hakkı b-) çoğaltma hakkı c-) yayma hakkı d-) temsil hakkı e-) topluma ulaştırma
Gelelim zurnanın zırt dediği yere.
1995 yılında 4110 sayılı kanun ile eser sahipliği kavramı değişti. Buna göre yönetmen, senarist, müzik bestecisi, diyalog yazarı (buna daha sonra animatör eklenecekti) eser sahibi olurken filmin yapımcısı ve oyuncular komşu hak sahibi olarak tanımlandılar.
Önemli not: 1995 öncesi yapılan filmlerde eser sahibinin yapımcı olduğu ve kalacağı kanunla tespit edildi.
2001 yılında FİKİRVE SANAT ESERLERİ KANUNU 25. Maddesinde yine bir değişiklik yapıldı. Buna göre: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını radyo, tv, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar aracılığı ile veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses, ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle halka iletilmesi münhasıran eser sahibine aittir.
Eser sahibi, eserin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ve gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimini sağlamak suretiyle halka iletimine izin vermek veya yasaklamak hakkına da sahiptir.
Bir şey anladınız mı?
Mesleğiniz hukuk ise evet anladınız ama benim mesleğim sinema sektörü ve maalesef birçok yazar, çizer, yapımcı, oyuncu henüz ne olduğunun farkında değil. Ben dahil.
Bu nedenle sorumluk sahibi biri olarak bu konuyu ele aldım.
Özen Film Mehmet Soyarslan (SESAM BŞK.) Fuat Erman (Erman Film) ile görüşüp uzun söyleştik.
Gelecek yazıda onların sesine de yer vereceğim ve elbette bana ulaşan herkese …
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK vecizesi ile sonlandırayım.
“Yaratıcılarını koruyamayan ülkeler kendi geleceklerini de yaratamazlar. Her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız.”
Sevgiyle- Dostlukla
