Baştan söyleyeyim.
Yazılarının “marjinal” olmasına özen gösteririm. Klasik film eleştirisi bekleyen Kerem Akça’ya gitsin…
Freida McFadden adlı yazarın “dünya çapında çok satan romanı” diyor basın bültenlerinde.
Dünya çapınca çok satan bir roman olursa etinden sütünden yararlanmak gerek tabi.
Basın gösterimi öncesi sinema yazarı duayenler bunun G. Kore yapımı olduğunu söyleyeni de oldu. İlki 1960’lar yapımı diyeni de.

Ben size söyleyeyim. İlki Yeşilçam yapımı olmalı.
Anımsıyorum, bizim hizmetçi yoksuldur ve bir köşke hizmetçi olur. Evin zengin ve şımarık oğlu buna âşık olur. Anne- baba bunu anlar çocuk hooop Avrupa’ya “tahsil”e gönderilir.
Aradan uzun yıllar geçer. Çocuk Avrupa’dan dönmüş bir iş adamı olmuştur. Kız ise gazinolarda çiçek satarak masaları dolaşmaktadır. Vs. vs. vs…
Bizim hizmetçiler ne bilsin bu Amerikan oyunlarını!
THE HOUSEMAID, kanlı hatta çok kanlı bir film. 2 saat 17 dakika akan ve “şimdi ne olacak” dedirten bir temposu var.
Hoş, konsantre olduğunuzda yani cep telefonunuz ile meşgul değilseniz az çok finali kestirebilirsiniz ama film çıkışında da sorduklarında, “Titanic batacaktı ama insanlar akın akın – ama nasıl – sorusuna merak ettikleri için izlediler” demiştim.
Korku-gerilim filmlerinin en belirleyici yanı mantık aranmaması. Ararsanız pek keyif alamazsınız. Bırakın aksın gitsin film.
Film bir roman uyarlaması demiştim. Romanı okuyup ardından filmi izlerseniz sizi iki sonuç karşılayacak: Ya filmi beğenmeyip “Ama romanda bunlar yoktu!” dersiniz ya da “Abi romanı değiştirmişler böylesi daha güzel olmuş!”
Karar sizin.
Hafta sonu eğlencesi için ideal seçim ama çocuklara göre değil.
Kan neyse de… seks bile var!
Sevgiyle – Dostlukla…
