Geleneksel kültürler, çağın gerektirdiklerinin yaşanmasını pek istemezler, tutuculuklarından… Gelenekselliğe en düşkün toplumlardan biri Japonya’da, her şeyin kiralık olarak edinilebileceğini (bu filmde) öğrenince şaşkınlıktan dilimi yutacaktım az daha.
Amerikalı bir aktör, Brendan Frasier, yıllar önce gittiği Japonya’da da tutunamamış, artık ne yapacağını bilemez haldeyken “Kiralık Aile” şirketinde çalışmaya başlar. Küçük bir kız için okula kabul edilebilmesi için baba, ünlü yaşamını yazması için yaşlı bir yıldıza sorular sorarak hafızasını toparlamasına yardımcı olan gazeteci olacaktır. Bir oyuncu için basit görünebilecek küçük roller…

Ancak işin bir de toplumsal yönü var. Teknoloji çağında giderek yalnızlaşan insanın duygusu… Sadece rol yapan oyuncunun değil, rol yapması için tutan ailenin, rol yapıldığını bilmeden “oyuna getirilen” kişi(ler)in durumu da önemli. Burada belirleyici olan duygusallığa kapılmamak. Kolaysa gelin siz kapılmayın.
“Amca, size baba diyebilir miyim” repliğini Yeşilçam filmlerinden anımsıyorsunuzdur muhakkak. O filmleri izlerken mendiller ıslanırdı sinemalarda… Bu kez, tam tersi oluyor: “Sana kızım diyebilir miyim, Mia?” Sahi, kim nasıl ve niye kabul edecek ve/veya ederken neler hissedecek? Küçük kızın bir baba beklentisi yok ki! Zaten filmin en belirgin sözünü yapıştırıyor yüzlerine: “Büyükler neden hep yalan söyler!”

İlginç bir öykü Kiralık Aile, senaryosunu Stephen Blaut ile yazan Mitsuyo Miyazaki gerçekten başarılı bir yönetmenlik de sergiliyor. Oyuncular da başarılı, müzik zaten ana taşıyıcısı filmin.
Kıssadan hissesi de olsun, yılın bu son gösterimdeki filminin: Büyüklerden ve küçüklerden ilginizi esirgemeyin. Sevginizi sürekli gösterin. Ama en çok da teknolojinin ışıltısına kanmayın da duygunuzu yitirmeyin.
İyi seyirler ve iyi yıllar.
