Mutlu Parkan’ın anısına…
Önce yakın arkadaşım Mutlu Parkan’dan söz etmek isterim (2021 yılında kaybettik). Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’na girdiğim yıl sınıfın listesinde adı vardı, ama karşılaşmadık. Çünkü 12 Mart 1971 askeri darbesine giden o birkaç yıl içinde, sosyalist gençliğin devrimci eylemleri artmış buna paralel olarak da baskılar da yoğunlaşmıştı. O günlerde başına gelebileceklerin endişesiyle, ağabeyinin çağrısı üzerine Paris’e gitmiş, uzun bir süre orada kalmışı. Bu nedenle üniversiteyi gecikmeli bitirdi…
Yıllar sonra, Türkiye’deki ilk Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV eğitim-öğretim programının İzmir’de başlamasıyla İzmir’de yeniden biraraya geldik. Ben öncesinde İstanbul’da çalışıyordum; hocamız Prof. Dr. Jur. Alim Şerif Onaran’ın çağrısıyla, asistanı olarak İzmir’e gelmiştim. Mutlu Parkan ise o dönem Ankara’daydı, sanırım Kültür Bakanlığı’nda, pek zevk almadığı masa başı bir görev ona verilmişti. İzmir’e geldiğinin ilk aylarında şehre alışıncaya dek bende kaldı. Öncesinde yazarlarının “Devrimci Sinema Dergisi” başlığıyla lanse ettiği, kısaca o yıllar için çok önemli olan Genç Sinema dergisinden adını biliyordum; gerçi devrimci nitelikte olmayan, deneysel bir film yapmıştı. (Bu film için Genç Sinema dergisinin 4. sayısındaki Tanju Akerson’un “Öz Eleştiri: Genç Sinema’da 1 No.lu Durak Mutlu Parkan’ın 66’sı” yazısına bakılabilir…)

Genç Sinema dergisi de bir grup devrimci-sol, sistem-düzen konusunda farklı eleştirileri olan Üstün Barışta, Yılmaz Özen, Gaye Petek, Altan Yalçın, Faruk Atasoy, Engin Ayça, Artun Yeres, Mehmet Gönenç, Mustafa Irgat, Yakup Barokas, Veysel Atayman, Yorgo Bozis, Ahmet Soner, Ömer Pekmez, Demir Özlü gibi isimlerle İstanbul’da çıkartılıyordu.
İlk sayının bildirisinde yer aldığı için bu isimlere Oğuz Onaran, İbrahim Bergman ve Mutlu Parkan da eklenebilir. Bu ilk sayıda Mutlu’nun “Genç ve Sorumluluğu” başlıklı bir yazısı vardı; bu ilk sayıyı bulup bakmak mümkün: https://sinematek.tv/wp-content/uploads/2020/03/gencsinema_1.pdf
Ki bu isimlerin bazıları kısa film yapmış, bazıları da Sinematek’in Yeni Sinema dergisinde yazıyordu.
Bilindiği gibi, Sinematek 12 Eylül 1980 askeri darbesine dek kültür hayatımızda vardı. Cuntacıların bu darbesi Barış Derneği, DİSK ve TÖS’den üniversitelere, binlerce kişinin tutuklanmasına, üniversitelerden çok sayıda öğretim üyesinin ayrılmasına neden olmuş; üniversitelerin özerkliğini yok etmişti. Resmi rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alınmış, 230.000 kişi askeri mahkemelerce yargılanmıştı; tabii ki çok sayıda işkenceler ve ölümler de vardı.
O yıllarda Sinema -TV bölümü , Ege Üniversitesi’ne bağlı Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde yer alıyordu. YÖK’ün kurulmasından sonra, 1982 yılında Ege Üniversitesi’ni ikiye ayırdılar. Güzel Sanatlar Fakültesi’ni, yeni kurulan Dokuz Eylül Üniversitesi içine aldılar ve rektörlüğüne Kenan Evren’in doktoru olan emekli bir profesör getirildi.

Genç Sinema Dergisi’ne dönecek olursak, gerçekte dergi, aydın-ilerici herkese sayfalarını açmak istiyordu; yedinci sayısındaki şu çağrı bu nedenle önemlidir:
“Sinema, ferdi bir sanat değildir, topluluk sanatıdır. Bu yüzden şair, hikâyeci, ressam, oyuncu, müzisyen, kısacası devrimci olan herkese ihtiyaç vardır.”
Ama başta ekonomik nedenlerle Genç Sinema düzenli yayınlanamıyordu. O yıllarda İstanbul’da olmadığım için bu grupta yer alamadım; biraz sonra anlatacağım gibi, üniversitedeki son yıllarımda, bir başka derginin, Gerçek Sinema’yı çıkaran grubun içinde yer aldım.
Genç Sinemacılar, sinema olayının yeniden ve kökten ele alınması gerektiğini savunarak devrimci, halka dönük ve bağımsız bir sinemanın yaratılması amacındaydı… O yıllarda gelişen sol yayıncılık, üniversitelerdeki devrimci eylemler, 15 Temmuz 1968 tarihinde Dolmabahçe’ye demirleyen ABD 6. Filosu’na karşı düzenlenen protesto eylemleri; üzücüdür ki İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Vedat Demircioğlu’nu polisin yurdun penceresinden aşağı atılıp öldürülmesi ve sonrasındaki, aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu öğrencilerin Dolmabahçe’de Amerikan askerlerini denize atması gibi olaylar gerçekleşti.
(Merak edenler şu linke girerek öğrenebilir: www.youtube.com/watch?v=QLU47733fwA)
Genç Sinemacılar birçok olayı, dönemin “Kanlı Pazar, Anayasa Yürüyüşü, Gerze Tütün Mitingi” gibi grev, boykot, toprak işgali eylemlerini; devrimci tiyatrolar ile sivil toplum kuruluşlarının sokak tiyatrosu etkinliklerini ve dayanışma gösterilerini kayda alırlar.

Fransa’daki ‘68 gençlik hareketinin bizdeki etkileri; Küba Devrimi, Fidel Castro ve Che Guevera’nın sol hareket üzerindeki etkisi, Vietnam Savaşı ve Orta Doğu’da yaşananlar her gün yeni gelişmelerle bu toplumsal ve siyasal sürece ekleniyordu. Bu süreçte yaşananlara yanıt veren, halkın yanında olan ve ‘gerekli’ bir sinemanın gerçekleştirilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılması düşünülen bir konuydu, zaten sonuçta da bu yapıldı. Derginin çıkış yazısı bu düşüncenin altını çiziyordu. Şöyleydi:
“Genç Sinema, var olan bu sinema düzenine karşı çıkar. Onun içinde bulunduğu toplumsal düzene karşı çıktığı gibi. Çünkü her iki düzen de insanı açıklamaktan, insanı amaçlamaktan uzak düşmüştür. Halkı hem maddi hem de manevi yanıyla sömürmekten öte bir amacı yoktur. Genç Sinema bu yüzden bağımsız olmalı, hiçbir koşul ve nedenle temel ilkelerinden ödün vermemelidir. (…) Genç sinema yeryüzündeki bütün Yeşilçamlara kesinlikle karşıdır. Yeryüzünün neresinde olunursa olunsun gerçekte bir tek düşman vardır. Bu anlamdaki evrensellik, ulusallık düşüncesiyle el eledir. Genç Sinema sağlam, yerine oturmuş ve gerçek sanat değerleri taşıyan bir ulusal yapıtın kendiliğinden evrensel boyutlar kazanacağına inanır.”
Kısaca, derginin üçüncü sayısında, Yılmaz Özen’in yazı başlığındaki gibi “Sinema Cephesinde Yeni Bir Şey Var” demek istiyorlardı.
Belgesel sinemacı Enis Rıza’ya göre “Genç Sinema, ordu yönetiminde başlayan ve sansür tüzüğüyle devam eden Türkiye sinemasındaki ilk sivil harekettir. Yeşilçam’dan farklı olarak kısa film ve belgesel çekerek ilerlemiş; kolektif ruhla hareket etmiştir.”
Genç sinemacılar, filmlerini göstermek için zorlandığı gibi, görmek isteyenler de çoğu tek ve orijinal kopya olan 8 mm ya da 16 mm filmleri edinemiyordu. Sonraki yıllarda, bu filmleri edinmek ve üzerinde konuşmak, tartışmak da bu nedenle mümkün olamadı; ayrıca, belki birkaçı dışında çok azı günümüze ulaştı… Hatta bu hareketin en ünlü filmi, Artun Yeres’in 1968 yılında yaptığı Vietnam Savaşı karşıtı kısa filmi Çirkin Ares hala kayıptır. Zaten gösterimi de yasaklarla boğuşarak geçmiş, Hisar Kısa Film Şenliği dışında gerçekleşememiştir. Bildiğim kadarıyla, 2003’te Artun Yeres, Çirkin Ares’i gösterimler için yeniden hazırladı. Artun Ares yıllar sonra yazdığı Sakıncalı 100 Film kitabına, bu filmini alacaktır…
Çekilen filmler, Robert Koleji Sinema Kulübü’nün düzenlediği, Hisar Kısa Film Yarışması’nda, bazı dernek-sendika salonlarında gösterilebiliyordu. Örneğin, son gösteriler 1970’de Ankara’da Devrim Sineması Şenliği’nde, Anadolu gösterimleri ise birkaç kişinin özverisiyle gerçekleşmişti, Enis Rıza Sakızlı, Ahmet Soner o gösterilerin tanıklarıdır.
Genç Sinema dergisi, aralıklı olarak 16 sayı yayımlanabildi. Son sayıda, İstanbul Teknik Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Sinema Kulübü’nün “Türkiye Devrimci Sinema Hareketi Üzerine” başlıklı bildirisine uzun bir yanıt vardır. Bu yıllar sol-radikal ayrışma kavgalarının yükseldiği yıllardır, bu nedenle derginin çevresindekilerin “Ulusal devrimci bir sinema cephesi” politikası yerine “İlerici demokratik bir sinema cephesi” önerisi eleştirilmektedir.
Örneğin, “Önerilen cephede, Yeşilçam’ın emekçilerine, dönüşümcü küçük burjuva kültürünü savunan sanatçılarına ve milli burjuvalara (milli nitelikteki yapımcılar ve stüdyocular) yer verilmemektedir. Buna karşı, Güney’in “Umut”u münferit bir olay olarak ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. Bugün Türkiye’de, Yeşilçam’ın ilerici güçlerini dışarda bırakan bir sinema cephesi düşünmek son derece sekter bir davranıştır. (….) Bildiride, sinema cephesi konusunda proleter devrimci kültürden hiç bahsedilmemekte, cephe öncülüğü konusunda da açıkça herhangi bir şey söylenmemektedir. Ancak, “bizlerin yararlanması gereken önemli bir pratik” olarak: “Emperyalist ülkelerin kendi iç sınıfsal çelişkileri sinemada da küçük burjuva başkaldırışları olarak yansır” (…)“Açıktır ki; Emperyalist ülkelerdeki burjuvazi-proletarya ana çelişkisini hiçe sayan ve bu ülkelerdeki proleter kültür ve sinemayı gözden kaçıran bildiri, aslında küçük burjuvazinin öncülüğünü savunmakta ve proleter devrimci kültürü küçümsemektedir.”denilmektedir.
12 Mart 1971 askeri darbesi ile kurulan hükümette başbakan olan Nihat Erim, “Alınacak tedbirler balyoz gibi kafalarına hemen inecektir.” demişti ve öyle de oldu. Üniversitelere, aydınlara ve genç sinemacılara gerçekten balyoz indi; tutuklamalar, işkenceler, yargılamalar çoğaldı. O sıra Siyasal Bilgiler Fakültesi kadrosunda olan Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda derslerimize giren bazı hocalarımız, örneğin Mümtaz Soysal tutuklandı. Bu baskıcı yeni süreç tabii ki genç sinemacıları da etkiledi; zaten gözaltına alma, filmlerine el koyma derdindeydiler.
Genç Sinema dergisinin yaptığı önemli bir uyarı vardı: Tabii ki bazı sinema hareketleri (Kino Glaz, Cinema Verite, Godard’ın Jean-Pierre Gorin ile kurduğu Dziga Vertov Grubu) karşı düşünceler ile gelişmişti; ama kültürel, sanatsal olarak daha güçlü donanıma gereksinim vardı.
Nezih Coş, Atilla Dorsay, Engin Ayça’nın ilk sayısını Mart 1973’de çıkardığı Yedinci Sanat ve özellikle Şubat 1974’de yayımlanmaya başlayan Çağdaş Sinema dergisi bu eksikliği gidermişti. Yedinci Sanat’ın üçüncü sayısının içeriği bile, tutumunu öğrenmemize yardımcı olur: Siyasal Film, Siyasal Hareket, Sinemada Uyarlama Sorunu, Gerekli Bir Açıklama, Sinema-Edebiyat İlişkisi, Senaryo Yazarı Bülent Oran’la Bir Konuşma, Türk Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları (1) Sinema Danışma Kurulu Raporu (3), Godard Ve Dzıga Vertov Grubu (1), Costa-Gavras’la Bir Konuşma “Sıkı Yönetim” Üstüne…

Devrimci Sinema Dergileri ve Brecht
Çağdaş Sinema dergisinin yazar ve çevirmenleri arasında “Genç Sinema”dan gelenler de vardı. Amacını sinemaya ‘yakın planda’ yaklaşmak, bunun yanı sıra ‘genel planda’ doğru değerlendirecek yeni bir sinemanın oluşmasına çalışmak olarak açıklamıştı. Her sayısında belirli bir konuya ağırlık verecekti. İlk sayısında ‘çağdaş özdekçi sinema’ kuramlarına yer vermişti. Örneğin, Ayzenştayn (Yakın Plan’da Bakmak ve Kurgu Yöntemleri), Comolli (Teknik ve İdeoloji), Lebel (Sinema ve İdeoloji), Oudart (Kusudlu Bir Söylev), Brecht (Kapitalist Toplumda Sinema), Yorgo Bozis’in Değişik Bir Betimleme Sistemi yazıları gibi. Gerçekten iki ayda bir yayınlanabilen dokuz sayısı ile sinemaya farlı açıdan bakmanın, anında tüketilen konserve bilgiler sunmak yerine üretken zihinsel faaliyetlere yol açan, okuru incelemeye ,araştırmaya yönelten önemli bir kuramsal dergi olmuştu. Bu dergideki yazılardan, çevirilerden arayış içindeki pek çok sinema tutkunu yararlandı.
Bir diğer dergi, benim de kurucuları arasında bulunduğum Aydın Sayman, Erol Bayraktar, Ethem Alkan, Günyüz Demirhan’ın katılımıyla 1 Ekim 1973’te yayınlamaya başlayan “Gerçek Sinema” dergisidir.
İlk sayısında ana düşüncemiz şöyleydi: “…sinema, emperyalizmin bozduğu, yozlaştırdığı halk kütür ve sanatını yeniden güçlendirecek bir kurtarıcıdır geri bıraktırılmış ülke sanatçıları için. Bu amaçla yapılacaklar var; Brezilyalı Glauber Rocha’dan, Senegalli yönetmen Osman Sembene’ye kadar pek çok çok sinemacı bu amaçla filmler yapıyor, biz de örnek almalıyız… ve tartışmalarla bu yolu açmalıyız. Gerçek Sinema da bunu yapacaktır” gibi.
İlk sayısında Osman Sembene ile söyleşi, benim yazım olan Fotoroman Sorununa Yaklaşım ve Ayzenştayn yazıları yer aldı… Bu arada ben ‘çıkarken’de söylediğimiz halk kültür-sanatı üzerine düşüncelerimizi Bolu-Taşkesti’de köylülerle sinema çalışması yaparak örneklemiş oldum, bugün naif bulsam da köylülerle yaptığım bu çalışma o günlerde dikkati çekti. Sinematek, sevgili Onat Kutlar köylülerle ilişki kurdu. İstanbul’a Sinematek’e davet etti.
Gerçek Sinema dergisinin 3. sayısında Taşkesti’de yaptığım çalışmalarımın özeti yer alıyor, bakabilirsiniz. Sırada “gerçek sinema toplu film çalışma grubu”nun oluşturulması vardı. O dönemde haşhaş eken köylülerin ekimi yasaklandığı için bu konu üzerinde durmayı düşünmüştük, “gerçek sinema toplu film çalışma grubu” bunu yapacaktı. Bu amaçla, hazırlıkları ve bir bölüm çekimleri yapılan Haşhaş Film Dosyası, Gerçek Sinema dergisinin 9. sayısında okunabilir. Sonra bir adım daha atıldı: O sıra İzmir’de olduğum için benim organizasyonumla, İstanbul’dan gelen Erden Kıral ve Cumhuriyet gazetesi İzmir temsilcisi Hikmet Çetinkaya ile, onun rehberliğinde -üstelik otomobilini kullanarak- Uşak ve çevresi haşhaş ekimi yapılan ve yasaklanan köylere gittik.

Hazırlık ve çalışma yöntemiyle bu örnek çalışma bitirilemedi. Birkaç sayının kapağını da yapmıştım (4. sayı gibi). 5 ve 6. sayılar birlikte çıktı ve sayıda Brecht ile ilgili yazılara başlandı. “Brecht ve Gerçekçilik (B. Amengual, çev: Engin Özden). 7. sayı Dziga Vertof, Ayzenştayn, J. Ivens’i keşfetmek için çok yararlıydı. 8. sayıda Yakup Barakos’un “Dziga Vertof, Brecht, Dolaysız Sinema-Toplumbilimsel Deney” yazısı görüşlerimizin bir özeti gibiydi.
Aynı sayıda üçüncü dünya ülkeleri sinemasına yer veriliyordu. “Şili Sineması-Helvio Soto ile Konuşma” ve Royan’daki Anti-emperyalist Sinema Şenliği bu dosyada yer alıyordu. Brecht’i tanımak ve anlamak doğrultusunda kuşkusuz dergi yazıları, oyunları ve çeviri kitaplar (şiirler dahil) o günlerde ve özellikle 1970, 80’li yıllarda çok yararlı ocaktır. Örneğin, Kafkas Tebeşir Dairesi (çev: Adalet Ağaoğlu) 1963’de, Epik Tiyatro Üzerine 1964’de basılmıştı, sonra 1981 ve 90’larda yeniden basılıyor.
Mutlu Parkan’ın Brecht Estetiği Çalışmaları
Mutlu Parkan’ın, Brecht üzerine görüşlerini içeren 1983’te yayınladığı Brecht Estetiği ve Sinema adlı, aynı zamanda yüksek lisans tezi olan bu kitabın hazırlık sürecinde ikimizin de Prof. Dr. Özdemir Nutku’dan Bertolt Brecht ve Estetik adlı bir ders aldığımızı ve çok da yararlandığımızı belirtmek isterim.
Özellikle Özdemir Nutku hocamızın Brecht oyunlarından örnekler getirdiği ayrıntılı açıklamalar, oyun analizleri ve dramatik-epik karşılaştırmalı tablolarından yararlanarak coşkuyla anlattığı bu dersten çok şey öğrenmiştik, ışıklar içinde uyusun. Dersin tam içeriği olmasa da Bertolt Brecht ve Epik Tiyatro kitaplaşıp yayınlanmıştı (2007 olabilir).
Mutlu Parkan’ın kitabının da çeşitli yıllarda baskıları yapıldı; 2020 yılı baskısında (Hayalperest Kitap) kapak arkasında şu açıklama vardı:
(…) Brecht Estetiği ve Sinema, sinemaya Brecht’in ortaya koymuş olduğu estetik kuramı açısından bakıyor. Sinemada Brechtyen etkiyi ve estetiği açımlayan bu küçük kitap, Brecht estetiğinin ilkelerini yalın bir anlatımla sistematize ederken Brecht tiyatrosu ile Aristoteles’in geleneksel tragedyası arasındaki farklara da değiniyor.
Vertov ve Eisenstein gibi ilk kuşak Sovyet sinemacıların; Pontecorvo, Ferreri, Pasolini, Fellini, Francesco Rosi gibi İtalyan yönetmenlerin; Bergman, Slatan Dudow, Resnais, Theo Angelopoulos, Jean-Luc Godard gibi ünlü yönetmenlerin eserlerini Brecht estetiği çerçevesinde inceleyen kitap, kuramın okurun zihninde sağlam bir temele oturmasını sağlıyor.

Ayrıca Sinema-TV Bölümü kurucu hocamız Prof. Dr. Jur. Alim Şerif Onaran’ın kitaplığı da ve oradaki Cahier du Cinema, L’Avant–scène cinéma dergileri de işimize çok yaramıştı…
Kaldı ki ben de Sinemada Tarihin Görüntüsü kitabımın üçüncü bölümünü, Brecht ve Sinema ilişkilerine,Angelopoulos, Godard, Jean-Marie Straub, Daniele Huillet ve René Allio’ya ayırmış, öğretici bazı tablolara yer vermiştim. Tabii ki Mutlu’nun Brecht ve kuramını sinemada görünür hale getiren Godard filmleriyle tanışması daha uzun yıllar öncedir. Paris Sinematek yardımıyla da Godard, Brecht’ten çok etkilenen Losey, Rene Allio, Straub, Resnais filmlerini sanırım görebilmiştir.
Brecht’in sahip çıktığı Slaton Dudov’un yönettiği Kuhle Wampe’yi orada gördü mü bilmiyorum, ama ben İzmir Goethe-Institut yardımıyla Kuhle Wampe’yi getirtmiş, salon ve göstericiye sahip Goethe-Institut’de öğrencilerimize özel gösterim yaptırtmıştım.
Böylece onun sinemanın gerçeğini Brecht öğreti/estetik çizgisinde arayacağı yeni bir sürece İzmir’de, Sinema-TV Bölümü’nde girdiğini söyleyebilirim. Tabii ki lisans ve yüksek lisans öğrencileri bulunan üniversitede yine onların yardımıyla bu bilgileri genişletme olanağı bulmuştur. Hatta amatör tiyatro gruplarını da Brecht/epik sahneye koyma yöntemleri üzerine bilgilendirmiştir, sahneye koyma çalışmaları da vardı. Haklıydı, “Brecht felsefi temelleri ustalar tarafından atılan çağdaş insanlığın estetik ilkelerini sistemleştirerek, çağımızın ve gelecek çağların estetiğini yaratmıştır.”
“Yeni Dalga” yakıştırmasından uzaklaşarak -özellikle 1965 yılı sonrası filmleri ile- yaklaşık 31 yıl hep “yeni” filmler yapabilmiş Jean-Luc Godard ve Brecht’i son otuz yılda en iyi yorumlamış Angelepoulos’un filmleri bu estetiğin çağdaşlığını çok iyi anlatır.
Angelepoulos, on üç yıl önce sonsuzluğa gitti. Evi ve özel arşivleri, Atina yakınlarındaki başlayan orman yangının yayılmasıyla yok oldu. Angelepoulos yok, arşivi yok… Hüzünlü bir boşluk var, henüz dolmadı: Tamamlanması için son filmi “Başka Deniz” esinini Brecht estetiğinde bulan sinemacıları beklemeye devam ediyor.
