“Bu sefil insanlar için ölmeye değmez!” diyor ve ekliyordu Şeytan “…ve senden özür de dilemeyecekler.”
Bir filmin tartışılması, karşıtları oluşturması, bilinenin aksine farklı yorum getirmesi her zaman ilgimi çekmiştir.
İnanç sahibi olun ya da olmayın herkesi içine alan bir film OĞUL.
İnanç demişken hocam Emre Kongar’ın Hacettepe günlerimde amfide yaptığı olağanüstü dersi hiç unutmadım.

Sormuştu. “İnançsız insan var mıdır?”
Herkes vardır, “Yoktur” v.s. dedi ve sonunda bizim koşullandığımız bakışa noktayı koydu.
“Tanrıya inanmamakta bir inançtır. Dolayısı ile inanç her koşulda vardır.”
Baştan belirteyim bu bir kurmaca film.
Bildiklerinize ve inançlarınıza ile ters düşecektir. Filmi güzel ve ilgi çekici kılan da bu zaten.
İsa’nın doğum gecesi sıra dışı bir gecedir. Fırtına, şimşek ve garip doğa olayları ile gelir dünyaya.
Musa doğduğunda nasıl firavun emri ile yeni doğan erkek çocuklar öldürülüyorsa İsa’nın doğduğu gece dünyaya gelen çocukların öldürülme emri verilmiştir ve bebekler ateşe atılmaktadır.
Tahmin edeceğiniz gibi İsa kurtulur ve mucizeler ile taraftar toplamaya başlar.
Şimdi sıkı durun.
Genç bir kız Şeytan… Onu iyilikten ve sevgiden vazgeçirmeye çalışır.
Klasik bir din, İsa, Meryem filmi beklemeyin. Senaryo o kadar akıcı ki sürekli sizi ters köşe yapıyor. Karanlık sahneler sizi geceye ve kötücül dönemine götürüyor.
Bitirirken: Yeryüzünde ki bütün kötülükler şeytanın eseri ise bence şeytan var olduğundan beri hep iyilik meleklerine karşı galip gelmiş.
Bunca hastalık, savaş, çocukların, masumların, iyilerin ve güzel kalplilerin yok olduğu yeryüzünde şeytanın krallığından söz edersem sanırım hata yapmam.
Son söz:
Filmin orijinal adı The Carpenter’s Son (Marangozun Oğlu) olan filmi ülkemize Sugar Workz ithal etti.
Siz ÇAKALLARLA DANS filmi yönetmeni Murat Şeker, yapımcı Hülya Şeker ve senaristi Ali Tanrıverdi’den tanırsınız bu firmayı.
Şansları ve gişesi bol olsun der, tüm papazlara, imamlara, hahamlara, Hristiyan, Müslüman, Musevi sinemaseverlere filmi şiddetle öneririm.
Sevgiyle – Dostlukla
