Bir sanat eseri soru(n)lara yanıt aramaz, mesaj vermek zorunda da değildir. Sadece sorular sorar, algıyı yükseltir, düş(ünce) gücünü arttırır. Gerisi izleyenin…
Bütün sanat disiplinlerinin alabildiğine yaygınlaşması -plastik sanatlar artık o kadar çeşitlendi ki; teknolojinin gelişmesiyle her şey ‘sanat’ olmaya başladı- (Duvara bantlanan muzu anımsayın) ve yapay zekâ desteğiyle bu çeşitlilik, ister istemez -kuşkusuz bir endüstri olan- sinemada da kendini gösterdi. Belki birçok ülkede müzik, dans, heykel, resim toplumun her kesimi tarafından ilgiyle karşılanıyordur; ama bizim ülkemiz için bu daha çok erken. Biz, hâlâ, “panayır” seviyesindeyiz. Kültür sanat festivallerimiz yok mu; tabii ki var, hem de çok değerli, çok bilinen, çok saygın festivallerimiz var. Adana Altın Koza, Antalya Altın Portakal, İstanbul Film Festivali bir çırpıda sayabileceklerimizden. Bunlar dışında daha çok yerel olan festivallerimiz de var. Umutla, coşkuyla, heyecanla başlayan bu festivaller, asıl yükümlülükleri bu tür etkinlikleri yapmak ve desteklemek olan kurumlar -çoğunlukla siyasal nedenlerle- görmezden geldikleri için birkaç yıl ancak dayanabiliyorlar. Düzce Konuralp Film Festivali, eğer yine valilik, Ticaret ve Sanayi Odası, belediye ve üniversite işbirliğini sağlayabilirse geleceğe de kalabilir.
Van’da, Malatya’da, Kars’ta, Yalova’da, Edirne’de, Marmaris’te, Bodrum’da, Fethiye’de film festivalleri yapılıyordu; devam edenleri de var, Antakya gibi… Birkaç kişinin olağanüstü çabasıyla yapılan bu festivaller, o birkaç kişi yorulduğunda tükeniyor, sönüyor. Oysa biliyoruz ki festivaller sadece o sanat alanında değil; ekonomik, sosyal, siyasal, ekolojik ve hatta psikolojik açıdan da canlanma sağlar. Çoğu, zamanını doğru saptayamadığı, ekonomik destek verecek kurum (sponsor) bulamadığı, yaygınlaşamadığı ve ekonomik gücü yetmediği için anılarda kaldı.
Tematik festivaller olmalı…
Hemen bütün festivallerin, “etik, estetik ve teknik bütünlüğe sahip, genç sinemacıları destekleyen, yurtdışı tanıtımlarını üstlenen” gibi, herkesçe kabul gören gerekçeleri var. Anadolu baharda coşar; yeşilin bin bir rengiyle canlanan doğası ve kışın kasvetli havasından sıyrılarak hareketlenen insanlarıyla her sokak başında, her meydanda, her salonda her türlü sanatsal etkinliğe sıcak bakar. İnsanları karanlık salona tıkmak yerine, onların da değerlerini gözeten etkinlikler yapılabilir. Yeter ki, istenilsin.
13’üncü Boğaziçi Film Festivali (8 – 14 Kasım) ile 15’inci Suç ve Ceza Film Festivali (27 Kasım – 2 Aralık) peş peşe geliyor. Altın Portakal, daha geçen hafta tamamlandı; yankıları hâlâ sürüyor. (Atlamış olmayayım, takip edemediğim Fantastik Filmler Festivali de vardı, 29 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında.) Bu kadar festivalin üst üste yapılması güzel, mutluluk verici; ama duyurusunun iyi yapılamaması, filmlerin bir festivalden diğerine taşınması gibi (geçici) sorunlar nedeniyle istenilen ilgiyi doğuramadığı gibi yılgınlık da yaratıyor. Yapılmasın demiyorum; yapılsın, ama biraz daha kurumsal, biraz daha örgütlü, biraz daha yaygın tanıtımla yapılsın. Tüm bu festivallere emek verenler bir araya gelse -aralarında anlaşabileceklerine inanıyorum- çok daha güçlü, etkin ve yaygın festivaller yapabilirler.
Kültür Bakanlığı var, diyeceksiniz… Haklısınız, Bakanlık var, Sinema Genel Müdürlüğü de var… Devletin kurumları, siyasete alet edildiği için böylesi önemli, önemli olduğu kadar gerekli destekten alabildiğine uzak. Yapılanlar da yetersiz, herkesin kabul ettiği gibi…
Göbeklitepe…
12 bin yıllık bir geleneği ad olarak benimseyen ve ekonomik güçlüklerle boğuştuğu için, arzu edilen desteği sağlayamayan Göbeklitepe Film Festivali; aslına bakarsanız, inanç turizminin merkezi olabilecek düzeyde bir yerde; -ancak güçlenemediği için hâlâ cılız ve ilgiye muhtaç. Göbeklitepe, sadece filmle kısıtlanmamalı, sanatın her alanına açmalı kapılarını… Göbeklitepe’deki arkeolojik kazıları yapanların sponsorları (içlerinde uluslararası kurumlar da var, devlet kurumları da, sanatı destekleyen özel kurumlar da…) bu tür bir etkinliğe neden kulak tıkarlar? Tabii, bu festivali yapan, yürüten, çabalayan arkadaşlar -ki, zamansızlıktan bilgi ve belge bile gönderemediler talep ettiğim halde- “bizim” demeyip işbirliğine, dayanışmaya açık olmalılar. Seminerler, paneller, inançların tarihi, gelişmesi, aralarındaki farklar ve/veya benzerlikler uzmanlarca tartışılabilir. Belediye desteğinin (yerel yönetimlerin artık kendi yükümlülüklerini bile yerine getiremediğini unutmamalı) yanı sıra valilik, Sanayi ve Ticaret Odaları, üniversite(ler) – bölgede birçok üniversite var- ile girişimci özel şirketler ve holdingler de güç birliği yapabilir. Sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası destek(ler) de bulunabilir. Urfa, ama özel olarak Göbeklitepe, inanç turizminin merkezi olarak yılın her ayı sadece gezip görülmek için değil; toplantı, panel, konser, film, sergi gibi etkinliklerle adını dünyaya duyurabilir.
KORKUT AKIN YAZDI: Bir halkın umudu olmalıdır! Sanat umut ışığı olarak hep yanımızda…