Arıların kendileri için ürettiği balı, ineklerin yine kendileri için verdiği sütü, ağaçların meyvesini, çiçeklerin yapraklarını kendimize bir ödül gibi görüp alabildiğine tüketiyoruz. Yetmediği yerde içine ya glikoz, ya su, ya başka otlar katıp hile de yapıyoruz. Bu durum sadece yiyecek içecekte, hayvanlarla ilişkimizde değil, yaşamın her anında, her alanında karşımıza çıkıyor. Kendisini var eden işçilerin haklarını vermeyen patron da, gerekli ve önemli bilgiler yerine hamaset sunan eğitim sistemi de, sağaltmaktan çok üzen, yoran, tüketen sağlık sistemi de aynı mantığın ürünü.
Sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik ve felsefi yaşam insanlık var olduğundan beri sürekli iyiye, doğruya, güzele evrilirken yaşamın istenilen düzeye ulaş(a)maması, aynı hızı sağla(ya)maması aslına bakarsanız sosyal ve siyasal muhalefetin yetersizliğinden (de) kaynaklanıyor. Siyasal muhalefet, partilerce parlamentolarda sürdürülüyor; her gün bıktırırcasına karşımıza çıkan siyasi liderler -belki de bir incir çekirdeğini doldurmayan- onlarca şey söylüyor. Ertesi gün söylediklerini unuttukları, hatta tam tersini savundukları da oluyor. Sosyal muhalefet ise neredeyse hiç yok, üzgünüm. Zaten sorunun ana kaynağı da bu; sosyal muhalefetin bırakın yetersizliğini, neredeyse hiç olmaması…
Sanatın gücü…
Bu konuda daha fazla detaya girmeyeceğim. Ancak şunu söyleyebilirim ki Diyarbakır’daki 9. FilmAmed Belgesel Film Festivali, açıklanan programından da görüleceği üzere, toplumsal ve demokratik muhalefetin önemli bir temsilcisi olarak öne çıkıyor.
Sanat, tabii ki, büyük dönüşümler, köklü değişimler yaratmaz, yaratamaz. Ancak bu değişime, dönüşüme yol açar, mihmandarlık eder. Edebiyat, resim, sinema, heykel, bale, opera, dans… tümüyle ışık olur o yola. Küçük adımlar, geri dönülmez ufkun yolunda gücün de kararlılığın da simgesidir deta.
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünü hep duyarız. Sanat öğretmekten çok düş kurmayı, düşünce üretmeyi sağlar. Okur, izleyici, takipçi kendi süzdükleri ışıkla yepyeni ufuklara yelken açar.
https://www.filmamed.org/web_vid.mp4
FilmAmed
Diyarbakır, sadece toplumsal muhalefetin değil, demokratik muhalefetin de merkezi uzun yıllardır. Şairin, şiirce, “Binlerce yıl sağılmışım, / Korkunç atlılarıyla parçalamışlar / Nazlı, seher-sabah uykularımı / Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar, / Haraç salmışlar üstüme. / Ne İskender takmışım, / Ne şah ne sultan / Göçüp gitmişler, gölgesiz! / Selam etmişim dostuma / Ve dayatmışım…” dediği gibi gölgeleri bile kalmamış egemenlerin. Sonra, sonra devam etmiş… “Öyle yıkma kendini, / Öyle mahzun, öyle garip… / Nerede olursan ol, / İçerde, dışarda, derste, sırada, / Yürü üstüne – üstüne, / Tükür yüzüne celladın, / Fırsatçının, fesatçının, hayının… / Dayan kitap ile / Dayan iş ile. / Tırnak ile, diş ile, / Umut ile, sevda ile, düş ile / Dayan rüsva etme beni.”
Bu yıl 9’uncusu yapılan FilmAmed Belgesel Film Festivali, belki adını hiç duymadığınız, belki başka hiçbir yerde izleyemeyeceğiniz, belki üzerine bile konuşulmasına olanak bulunamayacak çok sayıda belgesel ile buluşturuyor bizleri.
Tabii ki, barış filmlerin en öncelikli konusu, demokrasi de öyle, göçler de… Herkesin, hepimizin içinde yaşadığı konuları işleyen filmler, bize bilmediğimiz, ummadığımız ayrıntıları sunacak. Belgeselleri tek tek saymayayım; ama birinin, sırf, içinde birkaç cümle geçiyor diye sansüre uğradığını fısıldayabilirim size. Bir diğerini ise konu edinilen kişiyi (sizler çok iyi tanıyorsunuz) hiç duymadıkları gerekçesiyle, geçen yıl, bir festivalden elemeye kalkıştılar. Biri, bir ara sokakta, onlarca göçmenin yol uğrağına götürüyor bizi… Siz(ler) de onlardan birisiniz.
Belgeseller, kurmaca filmlerden farklı olarak, tecimen kaygılar gütmezler. Kendi çaplarında, kendi içlerinde, kendi duygu ve düşünceleri doğrultusunda iyiyi, doğruyu, güzeli taşırlar size. Ne alırsanız, ne kadar alırsanız kabulümüzdür.
9. FilmAmed Belgesel Film Festivali
26-30 Eylül 2025
Diyarbakır
