Bugünlerde kitabevi raflarında yerini almış bir kitaptan size söz edeceğim. Kitabın adı: Siyasetin Futbol Takımı. Bir de alt başlığı var: Bir Oyun Felsefesi. Edebiyat dünyasında roman, öykü, çocuk kitabı, kurmaca-biyografi gibi eserleriyle tanıdığımız bir yazarın kaleminden çıkmış. Kureyş’in Kurtları kitabıyla Yunus Nadi öykü ödülünü, Vadi adlı romanıyla da Notre Dame edebiyat ödülünü almIş İnan Çetin’e ait bu kitabın birinci basımı Haziran 2025 döneminde Ender Şeyler Yayınevinden tamamlanmış. Kitabı okuyup detaylı incelemelerimden sonra İnan Çetin’in futbolla bu derece ilgili olduğunu bilmiyordum. Kitabın konu başlığıyla beraber kitabım içeriğindeki makaleler bu haliyle merak uyandırdığını. oldukça da ilgiyi yoğunlaştırdığını söyleyebilirim. Lakin futbol, siyaset gibi yüzyıllarca düşüncelerimiz üzerinde ciddi bir etkiye sahip bir oyun olarak olagelmiştir. Çoğunlukla da siyasetle bağlantılı yönleriyle akademik çalışmalara defalarca konu olmuştur.
Futbolun oyunsal mantığıyla siyasetin iktidar kurma stratejileri arasındaki paralellikleri, oyuncular ve pozisyonlar üzerinden kavramsallaştıran Siyasetin Futbol Takımı – Bir Oyun Felsefesi hem popüler kültüre hem siyasal kurama aynı anda referans veriyor. Kitabın temel fikri basit gibi görünebilir. Oysaki siyasetin bir futbol sahasına benzediğine dair sav, tarih boyunca her zaman üzerinde konuşulan ve tartışılan bir konu olduğu bilinmektedir. Her oyuncunun bir pozisyonu, bir oyun tarzı, bir liderlikle ilişkisi ve kazanma stratejisi her zaman bildiğimiz bir konudur. Ancak bu benzerlik ilk bakışta görünenin ötesine geçer. Yazar, bir yandan pozisyonları futbol terimleriyle anlatırken, diğer yandan bu oyuncuların siyasetteki karşılıklarını tarihsel, felsefi ve taktiksel boyutlarla zenginleştirdiği görülmektedir. Saha bir oyun alanıdır. Aynı zamanda bir toplumun ruh halidir.
Futbol sahasında olduğu gibi siyasette de yer, zaman, ritim ve kolektif bilinç esastır. Her oyuncunun yetenekleri, takıma katkı sağladığı ölçüde anlamlıdır. Bu bağlamdan baktığımızda, Siyasetin Futbol Takımı– Bir Oyun Felsefesi kitabı, bireysel kariyerler ve o kariyerlerin takımla kurduğu ilişkiler üzerinden bir okuma sunar. Bu durum kitabı bir strateji haritasına, bir oyun planına, hatta yer yer bir zihinsel haritaya dönüştürür. Futbolu bir spor ve bir anlatı olarak da ele alan kuramcılar — Simon Critchley, Eduardo Galeano, Jean-Marie Brohm gibi — futbolun ideolojiyle, kimlikle ve temsil mekanizmalarıyla kurduğu ilişkiyi açıklamıştır. Siyasetin Futbol Takımı– Bir Oyun Felsefesi bu çizginin bir devamı gibi okunabilir. Bir farkla, Siyasetin Futbol Takımı – Bir Oyun Felsefesi futbolu siyaseti açıklamak için kullanır. Futbolun kendisini de yeniden düşünmeye davet eder.
Türkiye’de siyaset, uzun süredir bir taktik tahtasına benzediğini söyleyebiliriz. Oyuncular değişiyor. Sahalar dönüşüyor. Kurallar esnetiliyor. Fakat oyun her halükarda devam ediyor. İnan Çetin, bu oyunu bu kitabında yeni bir perspektiften yorumluyor. Siyasetçileri bir futbol takımına dönüştürerek hem eleştirel bir tablo çiziyor hem de bu tablonun satır aralarında Türkiye’nin siyasal anatomisini sergiliyor. Kurgu derinliği, karakter çözümlemeleri ve futbol referanslarıyla örülü bu çalışma, mecazın çok ötesine geçerek felsefi bir anlatıya dönüşüyor.
Kitapta her oyuncunun pozisyonu, yalnızca futbola değil, temsil ettiği siyasal anlayışa da denk düşüyor. Savunmada yer alan figürler genellikle geleneksel yapıları ve güvenlik kaygısını temsil ederken, orta saha; toplumsal dengeyi kuran ve oyunun ritmini belirleyen bir kolektif akıl olarak konumlanıyor. Hücum hattı ise halkla doğrudan ilişki kuran, karizmatik ve zaman zaman popülist figürlerden oluşuyor. Bu diziliş, bir yandan klasik 4-3-3 diziliminin alan paylaşımı mantığını sürdürürken, diğer yandan siyasal aktörlerin konumlarını yeniden düşünmeye çağırıyor.
Kalede Devlet Bahçeli’nin bulunması, onun siyasi çizgisini net bir şekilde yansıtıyor. Kaleci pozisyonu, riskten uzak, güvenlik merkezli ve oyunu geriden görebilen bir pozisyondur. Bahçeli’nin siyasi yaşamı da bu savunmacı, risk almaktan kaçınan ve kriz anlarında oyunu yavaşlatan tavrıyla örtüşür. Yazar burada, kalecilik üzerinden bir geleneksel muhafazakârlık tanımı yapıyor. Buffon, Casillas gibi isimlerin sahadaki varlığına benzer biçimde Bahçeli, siyasal pozisyonunu bırakmadan uzun yıllar boyunca oyunda kalmayı başaran bir lider olarak resmediliyor.
Savunma hattında Ümit Özdağ’ın sağ bek pozisyonuna yerleştirilmesi, onun milliyetçi siyasi refleksleriyle uyumlu. Aynı şekilde, Doğu Perinçek’in stoper pozisyonunda yer alması, onun sert, ideolojik ve çizgi dışı oyunlara müsamaha göstermeyen tarzını temsil ediyor. Erkan Baş’ın sol bekteki yeri ise kolektif savunma refleksi, mücadeleci tavrı ve yer yer takım oyununa katkısıyla açıklanabilir. Mansur Yavaş’ın sağ stoperde yer alması ise güven veren, risk almayan ama pozisyonunu koruyan bir figür olarak takımı dengede tutma çabasını simgeliyor.
Orta sahada ise farklı karakterlerin uyumlu ya da gerilimli ilişkisi izlenebiliyor. Özgür Özel’in merkez oyun kurucu pozisyonundaki varlığı, CHP liderliğinin getirdiği kolektif koordinasyon ihtiyacına işaret ediyor. Selahattin Demirtaş ise “box-to-box” oyuncu olarak halkla bağ kuran, oyunun iki yönünü de oynayabilen, yaratıcı ve mücadeleci bir siyasi aktör olarak tanımlanmış. Müsavat Dervişoğlu’nun ön libero pozisyonunda konumlanması ise sağduyuyu temsil etmesi açısından anlamlı. Dervişoğlu, konuşulması gereken yerde konuşan, müdahale edilmesi gereken yerde topa giren ama oyunun temposunu belirleyen oyuncu olarak tanımlanabilir.
Forvet hattı ise tamamen vitrine, görünürlüğe ve bireysel beceriye odaklı. Ekrem İmamoğlu sol kanatta, sahaya estetik katan bir oyuncu gibi sunulurken; Recep Tayyip Erdoğan’ın santrafor ve kaptan pozisyonunda yer alması, siyasetin merkezini işgal ettiğini açıkça ortaya koyuyor. Muharrem İnce ise sağ kanat forvet pozisyonunda bireysel çıkışları, coşkulu çıkışları ama bazen savruk oyunuyla öne çıkıyor.
Yedek kulübesi, siyasette aktif fakat hâlâ oyuna girmek için bekleyen veya yer yer eski pozisyonlarını kaybetmiş isimleri temsil ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu, Fatih Erbakan, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan gibi figürler burada yer alıyor. Bu tercihler bile kitabın güncel siyasal okumalara ne denli açık olduğunu gösteriyor.
Kitabın güçlü yanlarından biri, her siyasetçiyi pozisyonuna, temsil ettiği zihniyete. siyasal yaklaşım üzerinden de çözümlemesi ve bir metafor oyunundan öte bir tarihsel ve ideolojik çözümlemelerle örülmüş bir siyasal analiz çalışmasıdır. Bazı eleştiriler, kimi siyasi figürlerin yeterince esnek bir şekilde temsil edilmediği yönünde olabilir. Ancak bu durum, kitabın kurgusal bütünlüğünü zedelemekten çok, tartışmayı canlı tutan bir unsur olarak değerlendirilebilir.
Siyasetin Futbol Takımı, Türkiye siyasetini hem bir oyuncu kadrosu olarak hem de bir taktik senaryosu olarak ele alan ender çalışmalardan biridir. Kitabın başarısı, sadece benzetme yapmasında değil, bu benzetmeyi kuramsal bir düzleme oturtabilmesinde yatıyor. Okuru hem düşündürüyor, hem güldürüyor, hem de sahadaki mücadeleyi yeniden kurgulamaya çağırıyor.
Bu kitap, siyasete ilgi duyanların yanı sıra futbolun kolektif zihniyetini ve stratejik doğasını anlamak isteyenler için de etkileyici bir okuma sunuyor. Kurgu ile gerçek arasında ince bir çizgide ilerleyen bu metin, belki de siyasetle ilgili yazılmış en özgün eleştirilerden biri olarak raflarda yerini almış durumda. İnan Çetin, bu kitapla siyasetin sahasını hem genişletiyor hem de yeniden çiziyor.
Özcan Aşam: 1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoliji bölümü lisans mezunudur. Kitabevi ve yayınevi sektörlerinin çeşitli departmanlarında aynı zamanda sigorta sektöründe uzun yıllar çalıştı. Sosyal Antropolojik Açıdan Türkiye’de İntiharlar isimli lisans tezi 2003 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesinde yayınlanmıştır. Masalımsı isimli tek kişilik tiyatro ve Minibüs isimli tiyatro oyunları mevcuttur. Kitap ve yayınevi sektörünün belli alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.
