Lise sona kadar Matematik, Fen gibi formül gerektiren derslerim o kadar berbattı ki 3 aldığımda kendimi zeki sanırdım.
Ta ki 17 yaşında tutuklanana dek…
Cezaevi bir okuldur; ne Milli Eğitim Bakanı vardır ne de resmi kuralları…
Ama on üniversiteye bedeldir derim hep.
Sonrasında Hacettepe Üniversitesi ve dört yılda mezuniyet, ardından sinema sektörü…
36 yıl geçmiş ve hâlâ geçmişte yaptığım araştırmalar referans gösteriliyor. Rakamlara bayılırdım, istatistik verilerine, anketlere de; ve kampanyalarımı bunlara göre düzenlerdim.

O zamanlar ne sosyal medya ( her ne demekse ) ne dijital kanallar (bu tabir de bana saçma gelir) vardı. Ama insanları eve bağlayacak birçok renkli kanal, VCD veren gazeteler, Beta ve VHS kaset kiralayan dükkânlar mantar gibi çoğalmıştı.
30 yıl önce:
18-35 yaş arası, toplam bilet satışının neredeyse %80 ini oluşturuyordu.
Üniversite ve lise mezunlarının toplam oranı % 75’i geçiyordu.
Türlere göre farklılık gösterse de seyirci oranı erkeklerde %55, kadınlarda %45’ti.
Genellikle arkadaş önerisi ya da fragman etkisi ile gidilirdi
Sinemanın hep düşmanları olmuştur ve her zaman da rakipleri…
Ama pandemi sonrası ne zaman baksam animasyon filmleri diğer türlere göre hep en başta. 2025 yılı Ocak ayından bu güne, liste başı yine bir animasyon filmi.
Neler oluyor?
En sona da yazacağım, ama buradan bir giriş yapayım:
‘‘Bir toplumu ne kadar aptallaştırırsan, o kadar kolay yönetirsin.’’
Tarih boyunca bütün liderlerin ortak cümlesidir bu. Emre Kongar hocamın Hacettepe derslerinden birinde söylediği bir sözdür aynı zamanda.
Hiç unutmadım.
Hatta bu sözü geliştirdim ve dedim ki: ‘‘Bir toplumu ne kadar aptallaştırırsan, o kadar kolay tükettirirsin. O kadar da kolay güldürürsün. ’’
Ekteki araştırma önemli. Hemen her yaş kategorisinde animasyon var. Tamam, 5 yaşındaki çocuk tek başına sinemaya gidemez, yanında mutlaka bir yetişkin olur; ama asıl büyük sorun üretimde görünüyor.
Artık Eşkıya, Işıklar Sönmesin, Ağır Roman, Vizontele, Beyaz Melek gibi filmler yazılamıyor ve çekilemiyor. Issız Adam gibi romantik filmler de.
Ne yapılıyor?
TRT destekli animasyon filmleri, iç mekânda çekilmiş ucuz korku filmleri, platformlara üretilen düşük bütçeli romantik ve komedi filmleri…
Festivallerde bol ödül alan filmlerin zaten salon bulmak gibi bir derdi 30 yıldır devam ediyor.
Kim bilir, belki de sinemamızın üretim sıkıntısının bir nedeni de festival heykelciği için yazılan senaryolar ve Eurimages ile diğer fon destekli ısmarlama içeriklerdir.
Oynayanlara, çekene, yazana, ekibe bir şey demeye hakkımız yok. Tıpkı salonlar açık kalsın diye 70’li yıllarda komedi-seks filmleri oynatanlara sözümüz olmadığı gibi.
Kolay anlaşılsın diye bir kez daha yazmamda yarar var. Bireyler hızlı, toplumlar yavaş değişir; ama değişir. Değişim bir doğa yasasıdır.
Sinemamız için de geçerli bu kural.
2015 yılında 10 yaşında ki bir çocuk, şu an 20 yaşında. Tik Tok kullanıyor, bütün gün Instagram postu atıyor ve Whatsapp’tan günde 100 kişi ile yazışıyor.
Sinemalar eskiden ayağımıza gelirdi. Her mahallede kışlık ve yazlık birçok salon vardı. Şimdi biz, AVM için ayağına gidiyoruz.
Televizyon hep ayağımıza geldi. Diziler, maçlar vs. Şimdi platformlar da girdi yatak odamıza.
Sinema ölmez, ama salonlar ?..
Sevgiyle – Dostlukla
