Son yıllarda İngiliz sineması rock ve pop müzikallerle gişesini neşelendirmeye çalışıyor. Hemen aklımıza gelen Freddie Mercury, Elton John, Bob Marley ve Bob Dylan’ın müzik yaşamlarına odaklanan müzikalleri son beş, altı yıl içinde çekildi.
İşin içine müzik girince biyografi filmi de olsa aslında bir yanıyla perdede müzikal izliyoruz. Fakat bu filmlerde şöhretli karakterlerin hikâyesinin hangi bağlamda anlatıldığı, sinemasal değerlerini de belirliyor.
Bohemian Rhapsody hem Mercury’nin en ünlü şarkılarından biri hem de filme adı veriyor. Freddie Mercury gençliğinden başlayarak cinsel tercihleri, AIDS hastalığı ve pop müziğe getirdiği rock-operet tarzıyla filmde hikâye edilirken Queen grubundaki arkadaşlarına yaptığı haksızlıklar ve sonrasındaki pişmanlıklar filmde ön plandaydı.
Elton John’un hayatının bir bölümünü anlatan Rocketman filmi ise şarkıcının Royal Müzik Akademisi’nden sonra kendi yolunu çizmesi tam anlamıyla müzikal kalıplarıyla anlatılıyordu. John’ın müziği ilginizi çekmiyorsa film sivri sinek vızıltısın gelebilir size!
Bob Marley: One Love filminde, suikasta uğramasına rağmen Marley’in ülkesindeki politik birliği oluşturmak için verdiği mücadeleyle birlikte müziğindeki barış teması filmin hikâye sini oluşturuyordu.
Geçen yıl gösterilen ve marjinal sinema sayfalarında uzun bir yazıyla değindiğimiz Bob Dylan filmi Amerikan folk müziğine getirdiği yeniliklerle birlikte onun aşk hayatındaki çalkantılı dönemi anlatıyordu.
Açıkçası bu filmleri yeniden izlemek istediğimizde asıl cazibe noktası filmlerdeki müzikleri oluyor.
Başka bir deyişle pop-müzikal-biyografinin öyle dişe dokunur bir cazibesi yok.
Çünkü hikâyeleri anlatılan şarkıcıların hayatlarında ortak sorunlar sıfırdan şöhrete giden yolda kendilerini kanıtlama çabaları, başarı sonrası şöhret sarhoşluğu, uyuşturucu, alkol müptelalığı ve elbette babaya-anneye kendini kanıtlama arzusudur.
Filmlerin hikâyeleri bu minvalde ilerleyince ister istemez o şöhret sahibi her kimse filmleri bıktırıcı bir tekrara düşüyor. O kadar tekrara düşüyor ki bazı sahneler gerçekten çekilmez oluyor.
Maymunun Cazibesi
Robbie Williams’ın müziğini takip edenler, bilenler, sevenler ve ondan nefret edenler proje grup Take That’in en ışıltısız üyesinin Robbie olduğunu bilir. Şahsen, Take That şarkıları zerre ilgimi çekmedi. 1990’lı yılların zevksiz gruplarından biriydi ne bir Pulp ne Oasis ne de U2 kalitesinde olmasını beklemedim elbette. O yüzden grubun akıbeti beni hiç şaşırtmadı ama oradan Robbie Williams’ın çıkması herkesi şaşırtmış olabilir.
Neden?

Çünkü grubun en tipsizi Robbie’ydi!
O şıpıdık çocukların şöhret sarhoşluğu yaşaması kadar doğal bir şey yok. Robbie de kuşkusuz daha gruptayken benzer şeyler yaşıyor. Çocukluğundan başlayarak bir kaybeden olan Robbie bir yerden sonra kazanan olmanın da aslında pek bir şey ifade etmediğinin farkına varıyor.
Yani biyografi filmlerinin bildik klişesi işliyor.
Ancak filmi Robbie’nin muzipliği ve filmin yönetmeni Michael Gracey’nin ustalığı kurtarıyor ve hatta filmi bildik biyografilerden koparıp başka bir yere taşıyor.
Robbie’nin iki yanağından, başka bir deyişle iki dudağının hemen kenarından geçen iki derin çizgi, ince dudakları, geniş alnı ve gözlerindeki yarı şaşkın yarı meraklı ifade ona sevimli maymun havası veriyor. Böylesi bir dezavantajı avantaja çevirmek kesinlikle kendinle barışık ve muzip birinin işi olabilir.
Sanırım yıllar Robbie’ye böyle güzel bir meziyet kazandırmış ki, hem filmin afişinde hem de bütün film boyunca onu canlandıran gerçek bir insan değil. Bilgisayarla efektleriyle gerçekleştirilmiş bildiğiniz bir maymun.

Filmin ilk cazibesi buradan geliyor, nasıl olurda kendiyle ilgili bir filmde şöhret sahibi bir şarkıcı kendisini bir maymunun canlandırmasını ister!
Bir diğer başarı kuşkusuz filmin yönetmeni Michael Gracey’in gerçekleştirdiği tasarımda. Tasarım diyorum çünkü filmin birçok sahnesinde gerçek insanlar yer alırken aynı zamanda mekândan mekâna, zamandan zamana geçerken filmde bir mühendislik olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ve yönetmen bütün bu gereksinimleri dans koreografileri de dahil olmak üzere neredeyse kusursuz hayata geçirmiş.
Filmi izlerken tercih sizin, perdedeki maymuna hangi gözle bakmak isterseniz o gözle bakabilirsiniz. Ama burada kalın çizgilerle çizilmiş humoru görmezden gelemezsiniz.
Bu yönüyle hem Robbie hem de maymun klişeyi yıkıyor.
