Çevreci bir yaklaşımla başlıyor film; elindeki çöpü yere atınca genetiği değiştirilmiş hayvanlar cezalandırıyor. Verilen ilk mesaj açık: Her ne olursanız olsun (ya da her kim olursanız olun) yerlere çöp atmayın, kirliliğe yol açmayın. Peki ya ikinci mesaj? Gelin onu da bu yazının satır aralarında siz keşfedin.
Film, Steven Spielberg’in, bütün zamanların en ilgi çekici filmlerinden biri olarak anılan Jurassic Park’ın devamı niteliğinde… Bütün bilimsel çalışmalar -buna gerçekten inanıyorum- yaşamı daha iyi, daha güzel, daha mutlu kılmak için yapılıyor. Hepimizin tedirginlikle baktığı GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizmalar) yiyecekler, aslında hem daha yararlı hem taşınması kolay hem de uzun raf ömrü olması için üretildi. Ancak işin içine ticaret girince “mal bulmuş Mağribi” gibi, para kazanmak amacıyla yaygınlaştırılınca eksik(lik)leri, yanlış(lık)ları, hataları ve sorunlarıyla yüz yüze geldik. Aslına bakarsanız, hiçbir organizmanın genetiğini değiştirmeye gerek yoktu; çünkü tarımsal üretim herkese yetecek kadar çoktu. Neyse… Konumuz bu değil. Bilimsel araştırmalara evet, ama bu çalışmaların ve araştırmaların tecimsel kaygılara alet edilmesine hayır!

Dinozorların uzun yaşamasının sırrının genetiklerinde saklı olduğunu söyleyen bir şirket, Jurassic Park’tan kalan ve hâlâ bazı dinozor türlerinin yaşamakta olduğu yasak alana girer; amaçları onların DNA’larını alarak kalp ilacı üretmek, dolayısıyla kalpten ölümlerin önüne geçmek ve elbette buna bağlı olarak da çok para kazanmaktır. Bunun için gözü kara insanları yine para karşılığında ikna edip oraya gönderir.
Gareth Edward’ın, Michael Crichton’ın yarattığı karakterlere dayanarak David Koeppp’in yazdığı senaryoyu başarıyla beyazperdeye yansıttığını baştan belirtmeliyim. Steven Spielberg’in görüşlerinin de alındığı film, bu açıdan eski filmleri andırıyor. Ancak hemen tüm devam filmlerinde olduğu gibi, yeni bir olay örgüsü kurul(a)madığı için beklentisinin karşılanmadığını söyleyenler de çok olacaktır, taparcasına beğenenler de…
Başrollerdeki karakterler yama gibi durmuyor oyuncuların üzerinde, hepsi başarılı. Özellikle küçük kızın, yavru bir dinozorla kurduğu iletişim, duygulara da sesleniyor. Günümüzde -bizim ülkemizde- en değerli tutum sokak hayvanlarını korumak ise küçük kız da tam olarak bunu yansıtıyor.

Gelelim filme…
Bir ilaç firmasının temsilcisi, çok para vaat ederek kurduğu ekibi atlatarak topladıkları DNA’ları tek başına geri götürüp bütün parayı almayı hedefliyor. Bizim ülkemizde buna benzer fırsatçılığın onlarcası mevcut… Filmlerde iyiler kadar kötüler de olmalıdır; tabii kötülerin temsilcisi de yer alıyor. Filmin güzel kadını -aslında bir askerdir ve yaşamını nasıl sürdüreceğini bilemese de- eski arkadaşlarına hayatları boyunca göremeyecekleri miktarda para önererek ekibi oluşturuyor ve yönlendiriyor. Dinozor uzmanı, işinin gereğini yerine getirmeyi görev sayan ve işine tutkuyla bağlı biri. Bir de emekli asker var ki, artık barışçıl, yardımsever ve insancıl olmaya karar vermiş. DNA almak için yasak alana doğru yola çıktıklarında nelerle karşılaşacaklarının bilincindedirler.
İlk Jurassic Park kadar etkileyici, bir o kadar da ilginç bir film Jurassic World: Yeniden Doğuş. Yeniden doğduğuna göre, yeni bir akışla devamı da gelecektir.
