Sinemada en büyük ve uzlaşmaz kavgaların başında uyarlamalar gelir. Yazarın (ve tabii okurun) imajıyla yönetmenin imajı eşleşmez bir türlü. Herkes kendince haklıdır; çünkü sinema, imajın imajıdır ve kimse romanı aramamalıdır filmde. Gerçekten çok iyi, başarılı, kabul gören, hatta romanı bile aşan uyarlamalar yok mu? Kuşkusuz var.

Gerçekten de hem ilginç hem de heyecanlandıran uyarlamalardan biri Genç Werther’in Acıları. Birincisi, karakterlerin betimlemeleri çok başarılı; ikincisi de Goethe’nin mektup tarzında kaleme aldığı bu romantik öyküyü günümüze taşıması. Birçok sahnede geçmişin yansımalarını görüyoruz, ama o muhteşemliği bir cep telefonu ya da teknolojik bakış kesiyor. Bu çerçevede ilgiyle izleniyor. Ben görüntünün, daha doğrusu anlatımın yumuşaklığıyla bağlantılı olarak merak ve heyecanla bekledim neler olacağını; her ne kadar biliyorsak da…
Şöyle bir bakıyorsunuz; insanlık var oldukça benzer soru(n)lar yaşanmış. Romantizmin temelinde yatan o sevimli, sevimli olduğu kadar heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar umut dolu beklenti sadece sinemanın değil, sanatın bütün dallarının temelinde yer almış, alıyor da…

İlk görüşte aşk dediğimiz şey yaşanıyor, ama tek taraflı. Sevimli erkek, nişanlı kızı nasıl ikna edecek? Edebilir mi? Erkek egemen bir bakışla edecek gibi gözüküyor. Ama dünya ne Goethe’nin yaşadığı dünya ne de kadınlar artık her şeyi o kadar kolay kabulleniyor. Arada gerçekten komik denilebilecek, estetik ve bir o kadar da erotik olaylar yaşanıyor. Erkeğin, sevimli olduğu kadar kendini beğenmişliğini de belirtmeliyim. Kızın nişanlısının işkolik düzeyde yoğun olması da etkenlerin başında geliyor.
Özetle, keyifle izlenebilecek bir film. Gösterim zamanlaması da uygun.
