Hırslıdır.

Acımasızdır.

Gücünü faşistçe kullanır.

İnsanları kullanma sanatı ustasıdır.

Kendisine tapınılmasını ister.

Asla eleştirilmeye gelemez.

İnsanları ekmeğinden eder.

Patronlara kazandırdıkça ayrıcalıkları artar.

Gelen tepki telefonları, postalar gururunu okşar.

Eşcinsel ise genç erkekler, değil ise genç kızlar-delikanlılar tuzağına düşer.

Her yere davet edilmeyi bekler.

Davetleri paraya çevirmeye çalışır.

En sevdiği şey hediyelerdir. Ne olursa!

Gözden düşmeye başladıkça bu kez tepeye ve güce hizmet etmeye başlar.

Yerini kaybetmemek için her ödünü vermeye hazırdır.

Burnundan kıl aldırmazken bu kez sipariş yazıları yazmaya başlar.

Hiç senaryo yazmadığı halde yerden yere vurur senaristi.

Hiç film çekmediği halde pişman eder filmin yönetmenini.

Evinde el kamerası bile yokken görüntünün…

Müzik kulağı olmasa da müziklerin…

Lisede sahneye çıkmasa da oyuncularının oyununu yerden yere vurur.

Her yapımcının her oyuncunun her ithalatçının kendisine muhtaç olduğunu sanır.

Makiniste bağırır film oynarken.

Futbol topu olmadan hayatını geçirse de, 95. dakikada sonucun değişmesi ile bütün yazı çöp olsa da…

Bu film iş yapmaz dediğinde film hasılat rekorları kırsa da o bir ELEŞTİRMENDİR.

Çok acayip gelmiyor mu size Tanrı gibi davranmaları?

Bu yazıya konu olan kişi, IAN McKELLEN (siz onu Yüzüklerin Efendisi ile anımsarsınız) filmin adı ise THE CRITIC .

Siz Türkiye’den biri sandınız değil mi? 

Sevgiyle –  Dostlukla

TANRI GİBİLER!