Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, hatta ekolojik gelişmenin en verimli, en güvenli, en iyi, en kolay yolu sanat ve kültürden geçer. Bunu asla unutmadan, göz ardı etmeden; yerel, ulusal, uluslararası, tematik ya da değil, tüm sanatsal etkinlikler iyidir, doğrudur, güzel ve umut doludur. Hele bir de mülki amirlik, yerel idare, ticaret ve sanayi odaları, iş insanları gerçekten desteklerse kalıcılığının yanı sıra güçlü de olur. Tıpkı…

Düzce’den bir festival geçti
Tıpkı, Düzce Konuralp Uluslararası Film Festivali’nde olduğu gibi. Her ilkin bir eksiği, bir yanlışı, bir çocuksu hatası vardır, ama göz yumulabilir. Birkaç yıla kalmaz düzeltilir, güçlendirilir, hatta örnek olarak gösterilebilecek denli büyür de…
Düzce’de, Vali Selçuk Aslan’ın (resmen dillendirilmese de) kişisel çabalarıyla belediye, üniversite ve sanayi/ticaret odalarıyla kentin ileri gelen iş insanlarını ikna etmesiyle sessiz sakin ama bir o kadar da hareketli, güçlü, geleceğe umut veren bir festival düzenlendi.
Muhakkak ki aksaklıklar olacaktı, oldu da… Ama kimse onların üzerinde bile durmadı. Yalnızca bir konuşma dışında…
Devletin yanlış politikası
Devletin, belki de haklı olarak “en az üç çocuk” istediği ama doğurmanın da giderek azaldığı bu son yıllarda, her yıla bir ad verme “moda”sı başladı. Geçen yıl, “emekliler yılı”ydı; bırakın yüzlerinin gülmesini, iyiden iyiye yoksulluğa itildiler. Bu yıl ise “aile yılı” olarak ilan edildi; ama üniversitelere sekiz yaşındaki kız çocuklarının evlenebileceğine dair fetva veren bir “yobaz” konuşmacı olarak gönderiliyor. Siz, okullarda bile cinsiyet ayrımcılığı yapılan bir yönetimin aile yılını gerektiği kadar ve halkın yararına değerlendirebileceğini düşünüyor musunuz? Düzce Film Festivali’ne üniversite tam destek vermeseydi, “gecekondu” üniversitelerle ne sanatın ne de hukukun üstünlüğünün sağlanamayacağını da eklerdim. Tabii ki, bir “ilk adım” olmalı. Bu ilk adımı Düzce’nin atması da önemli.
Konuklar ve konuşmaları…
Kenti ekonomik, ticari, sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik olarak güçlendirecek festivaller (daha ayrıntılı olarak https://sonhaber.ch/duzce-konuralp-uluslararasi-film-festivali/ yazmıştım) yaygınlaştırılarak arttırılmalı.
Düzce Konuralp Uluslararası Film Festivali’nin kapanışında, “onur ödülü” verilen Ediz Hun, çok da güzel ve etkili konuşmasını sonuna doğru bozdu ve sinemacılar başta olmak üzere sanatın her alanındaki kişi ve kurumların tepkisini çekti.
Ediz Hun, okumuş, bilgili ve akılcı düşünen biri; dahası geçen dönem milletvekili de seçilmişti, yani etkili de… Ancak, mesleki ve toplumsal bir sorunu çözmek yerine, kişiselleştirerek daha da derinleştirdi.
Devletin hepimizce bilinen, barınma, beslenme, eğitim ve sağlık gibi yükümlülükleri vardır. Ayrıca biliyoruz ki, bu zorunlu yükümlülüklerin hemen hepsi sorunlu. Düne kadar çalışanların sosyal güvenceleri yoktu; özellikle sanat ve kültürle bir arada olanların hâlâ da yok. Kimsenin anlamadığı, bizim de anlatamadığımız bir şeydi; TRT bile sigorta yaptırmazken, özel televizyonlardan bunu beklemek hayaldi. Bu sorun yıllar içinde büyük ölçüde aşıldı. Ancak yine de sosyal güvencesi olmadığı için yoksunluk ve yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi veren sanatçılar var aramızda.
Ediz Hun, haklı olarak, yaşlılara nitelikli roller yazılmadığından yakındı. Arkasından da televizyon patronlarının telif ve emek hakkı ödememesini, “unutulmamak” için istedi. Duyduğumuzda şaşkınlıktan dilimizi yuttuk neredeyse.
Ediz Hun’a göre, televizyonlar eski filmleri göstermezse, oyuncular unutulurmuş. Telif alınırsa, televizyon patronları o filmleri göstermezmiş ve Ediz Bey unutulurmuş. Oysa şimdi bu söylediklerinden sonra zaten tarihin karanlığına kendisini itti bile. Saliha Sultan arkadaşımız, Ediz Hun’la konuştu (https://www.karar.com/kultur-sanat-haberleri/yesilcamin-usta-aktoru-ediz-hun-telif-hakki-konusunda-1960640) ve döne dolaşa sorduğu halde, kaçamak yanıtlar aldı. Bir milletvekili olarak, parlamentoda bizleri temsil eden birinin bu kadar sığ düşünebileceğine inanamadık. Uzun ve güzel konuşmasında ettiği etkili (ki, birçok gazete ve internet sitesinde öne çıkarıldı) sözleri anlamını yitirdi. “Politikacı değil mi, hem yanar hem döner!”
Telif ve emek haklarının korunması için her türlü çabaya ihtiyacı var sanatın da sanatçının da… Ülkemizin de sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik olarak sanata ihtiyacı var.
