I.        GİRİŞ

           Belgesel sinema, aynı zamanda sinemanın da bulunuşuyla eşit bir yaşa sahiptir. Bu yargı sinemanın aynı zamanda “belge-sel” olarak başladığını vurguluyor. Her ne kadar ilk çekilmiş belge film görüntüleri, örneğin; Lumiere kardeşlerin “Bir Bebeğin Mama Yiyişi”, “Bir Trenin Gara Girişi”, Lumiere Fabrikalarından İşçilerin Çıkışı” gibi filmlerini, belgesel sinema olarak tanımlamak zor olsa da, en azından belgesel sinemanın temel malzemeleri olan belgeleri oluştururlar. O halde öncelikle belgesel sinemayı tanımlamak gerekir mi? Eğer sinema sanatsa ve belgesel sinema da bu sanatın dünya çapında kabul gören önemli bir türünü oluşturuyorsa, bence İngiliz Belge Film Okulu’nun kurucusu John Grierson’un tanımı bu işi layığıyla yerine getiriyor: “Gerçeğin yaratıcı bir şekilde yorumu.”[1] O halde belge-sel sinemanın anahtar sözcükleri gerçek ve yaratıcılıktır. Bu kavramları sarmalayan diğer iki alt başlık ise etik ve estetik; yani gerçeğe ne kadar doğru olarak yaklaşılacak ve gerçek ne kadar etkili olacak şekilde işlenecektir. Bu kavramlara noktayı koyan ise yorum, yani mesajdır. 

           Belgesel sinema eğitimi hakkında bazı argümanlar ileri sürüp tartışma ortamı oluşturmadan önce, bir konuya açıklık getirmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Eğitim açısından belgesel sinemaya yaklaşırken, sinema eğitiminin önceliğinden bahsetmekte yarar olduğunu düşünüyorum. Diğer bir deyişle belgesel sinemayı, genel anlamda sinema eğitiminin dışında düşünmemek gerekiyor

II.       ÜLKEMİZDE BELGESEL SİNEMA   

           EĞİTİMİ

           Genel bir tanımlamadan sonra Türkiye’de akademik bağlamda sinema eğitiminin geçmişine bakacak olursak, önceleri A. Ü. Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi’ne bağlı Tiyatro Bölümü’nde ve bugünkü Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin başlangıcını oluşturan S.B.F. Basın-Yayın Yüksek Okulu’nda ders olarak sinemanın okutulduğundan bahsedebiliriz. Sinema eğitiminin doğrudan yapılmaya başlaması hazırlıkları Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı Sinema-TV Enstitüsü, Anadolu Üniversitesi ve Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde başlamıştır. Akabinde de hem bu iki üniversitede hem de Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanatçı yetiştirmeyi amaçlayan sinema-TV eğitimi başlamıştır. 1983 yılında ise Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne bağlı olarak bir Sinema-TV Bölümü daha kurulmuştur. Bugün ise sayısı çok artan İletişim Fakülteleri’nin hemen hepsinde ve Güzel Sanatlar ya da Sanat ve Tasarım Fakülteleri’nin sayısı yüzden fazla bölümünde, sinema ve televizyon eğitimi bilimsel veya sanatsal bir bazda (dolaylı veya doğrudan) verilmektedir. Sinemanın bir sanat dalı olarak ve aynı zamanda bilimsel bir yaklaşımla ele alınmasının eğitimi, ülkemizde yaklaşık elli yıllık bir geçmişi geride bırakmıştır. 

           Bugünkü çerçeve içinde Türkiye’de, konumuzu oluşturan belgesel sinema eğitimi, ayrı bir branş olarak değil ders olarak verilmektedir. Bu derslerin neredeyse hepsi İletişim Fakülteleri’nin Radyo-TV-Sinema bölümlerinde toplanmıştır. Bu üniversitelerin ve fakültelerin başlıcaları, Anadolu, Ege, Galatasaray, İstanbul, Marmara, Maltepe ve Yeditepe İletişim Fakülteleridir. Güzel Sanatlar Fakültelerine bağlı sinema sanatı eğitimi veren kurumların hepsinde, ayrıca bir belgesel sinema dersi verilmemesine karşın, eğitimin içinde belgesel sinemanın yaklaşımı geniş olarak ele alınmaktadır. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kredili sisteme geçtikten sonra, fakültenin Sinema-TV Bölümü (Film Tasarımı ve Yönetimi), belgesel sinemayı ders programına almıştır. İstanbul Beykent Üniversitesi GSF Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde de belgesel sinema ders olarak okutulmaktadır. Ayrıca her iki kurumda da öğrencilerin sınıf geçme ve okul bitirme projelerinin neredeyse yarısını belgesel filmler oluşturmaktadır. 

Screenshot

III.   DÜNYADA BELGESEL SİNEMA EĞİTİMİ

         Belgesel sinemaya ilişkin eğitim, ülkemiz dışında Almanya’da Münih Film Akademisi’nde ve İngiltere’de Ulusal Film Televizyon Okulu’nda, ayrıca ABD’nin bazı okullarında özellikle ayrı bir kurs olarak ele alınmaktadır. İngiltere Ulusal Film Televizyon Okulu’nda sinemayla ilgili pek çok kurstan biri de belgesel yönetimidir. İki yıllık eğitim süresinde, belgeseli oluşturan unsurlar üzerinde durulmaktadır. Bu okulun amacı film yapım pratiğinde öğrenciye ustalık kazandırmayı amaçlarken, belgeselin ana meseleleri olan estetiği ele alma, biçim ve etiğe saygı gibi konular süregiden tartışmalarla değerlendirilmektedir. Bu kurs içinde kamera, ses, montaj teknikleri, müzik gibi konular öğrencilerin işbirliği içinde çalışmalarıyla kendilerine belletilmektedir. Öğrenciler, uygulamalı projelerle araştırmacı ve yapım yönetmeni deneyimi kazanırlar. Bu bahsedilenlerle ilgili hazır hale geldiklerinde, endüstriye girerek serbest olarak yapımcı/yönetmen olarak çalışmaya başlayabilirler, işlerini gerçekleştirerek onları satabilirler. Okul kendileri için ideal öğrenciyi, güçlü bir sosyal duyarlığa sahip ve duyarlılığı bireysel öykülere dönüştürebilecek tutkuyla birleştiren kişiler olarak kabul etmektedir. Okulun belgesel alanındaki öğrenci profili geniş çeşitlilikte bir “background”a sahip olsa da genellikle önceki çalışmaları deneysel film yapımı olan öğrencilerden oluşmaktadır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       

           Ülkemizde de olduğu gibi, Avrupa ve Amerika’da da sinema ve TV dünyası oldukça cazip görünen bir ilgi alanını oluşturmaktadır. Sinema dünyasına girmek, Berlin Film Akademisi Müdür Yardımcısı Marin Martschweski’nin yıllar önce İstanbul Goethe Enstitüsü’nde, Marmara Üniversitesi Sinema-TV Bölümü ile Berlin Film Akademisi’nin ortak düzenlediği toplantıda belirttiği gibi oldukça zordur. “Gerek konvansiyonel sinema açısından gerekse belgesel sinema açısından sinema okulları, sinema eğitimi almak, aynı zamanda bu alana girebilmek için bir tramplen oluşturmaktadır.”[2] Tramplenin işlevini yerine getirebilmesi, bu eğitimi alacak öğrencilerin bilinçli bir tercihte bulunmalarına ve doğru seçilmelerine de bağlıdır.

           Türkiye’de sinema eğitiminin yirmi beş yılı geride bıraktığını daha önce de vurgulamıştık. Fakat bununla birlikte, henüz belgesel film alanında herhangi bir Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Sinema Bölümü’nde bir Belgesel Sinema Sanat Dalı veya herhangi bir İletişim Fakültesi’nde bir Belgesel Sinema Bilim Dalı kurulmamıştır. Bu yaklaşım onay görmeyebilir. Belgeselin, sinema içinde bir yaklaşım şekli (sinemanın kendisi) olduğu, ondan ayrı bir şeymiş gibi ele alınmasının gerekli olmadığı ileri sürülebilir. O halde verilecek yanıt, mevcut koşullar içinde belgesel sinemayla ilgili eğitimin nasıl verildiği yönünde olmalıdır. Bugün üniversitelerimizde belgesel sinema eğitimi, kendisiyle ilgili ders başlıkları altında ele 

alınmaktadır. Bu bağlamda ise belgeselin ortaya çıkışına ilişkin kronolojik bir tarihsel yaklaşımın ötesinde, belgeseli kurmacadan ayıran unsurların üstünde durulmaktadır. Ayrıca, belgeseli oluşturma açısından rehber unsurların teknik ve içerik olarak tanımlamaları yapılır. Teknik açıdan bakıldığında kamera ve ışık, ses ve müzik kullanımı üzerinde durulur. Bu aşamada bu ögelerin estetik bağlamda yarattığı etkiden ziyade, bir belgesel filmi oluşturma açısından doğru kullanılmalarına ilişkin yöntemlerden bahsedilebilir. Bu süreçteki en önemli dezavantajlardan biri, bazı üniversitelerimizdeki yetersiz donanım ve çoğundaki uygulama eksikliğinden kaynaklanır. O halde şöyle bir yargıda bulunmak abartı sayılmamalıdır. Ülkemiz üniversitelerinde belgesel sinema eğitimi haftada iki, üç veya maksimum dört saatlik programlarla genel olarak teorik düzeyde yapılmaktadır. Diğer yandan belgeselin en önemli aşamalarından olan araştırma sürecinden bahsedilmektedir. Ama uygulama eksikliği bence belgeselin en önemli aşamalarından olan gözlem aşamasının yerleşmesine katkıda bulunamaz. Şüphesiz bir film yapıtının ilk aşaması yazılı bir tekstir (senaryo). Tekst, belgesel film için de gereklidir. Ama kurmaca bir filmdeki gibi belirleyici olmayabilir. O halde belgesel film için önemli olan süreçler, araştırma ve gözlemdir (yaşantı paylaşımı). Söz konusu iki aşamada, zahmetli ve duruma göre daha fazla para harcamayı gerektirmektedir. 

           Araştırma yapmaya daha az yatkın olan günümüz öğrenci kuşağında, son yıllarda ders projesi veya diploma projesi olarak giderek belgeselden uzaklaşma eğilimi belirmektedir. Hatta daha trajik olan bir şey ise kayda değer kurmaca bir proje oluşturamayan öğrencilerin, belgesel sinemayı proje olarak seçmeleridir. Şüphesiz sonuçta oldukça yetersiz, derdini anlatamayan ve gereksiz yere uzamış pek çok “belge film” ortaya çıkmaktadır. Eğer üniversitelerimizin Sinema-TV, Radyo, TV ve Sinema ve Film Tasarımı ve Yönetimi Bölümleri’nin gelecekte belgesel sinema yapmaya istekli ve yetenekli kişileri yetiştirmede bir kaynak olduğunu düşünüyorsak, o zaman belgesel sinema eğitimine daha önem vermeliyiz; en azından bir branş eğitimi olarak da sürdürülmesi yönünde adımları atmalıyız. Bu çerçevede bence önemli olan diğer bir nokta ise belgesel sinema eğitimini sadece üniversitelerin eğitimi içinde düşünmekten öte, ortaöğretim kurumlarında da seçmeli veya zorunlu ders olarak verilebilmesini sağlamaktır. Yazımızın başlığını oluşturan belgesel sinema ile eğitim, bu bağlamda önemli işlevler yüklenebilir. Yetişmekte olan genç nesillere görsel ve işitsel algılamanın gücünü kullanarak pek çok yararlı alanda bilgiler aktarılabilir.  

           Belgesel sinema, bilgilendirme ve eğitici olma yönünde eğilimleri daha fazla içerir. Bu eğilimler kitlesel tüketimi amaç edinmiş kitle iletişim araçlarında (bu tüketimin illa meta tüketimi olması gerekmemektedir; günümüzde metalaştırılma hızı artan kültürel tüketim de bu tüketimin bir boyutunu oluşturmakta ve kültür endüstrisi olgusu da bu durumu desteklemektedir) günümüzün yer değiştirmiş değerler ortamında sıkıcı, ilgi çekici bulunmayabilir. Ama belgesel sinemayla, daha önce de vurguladığımız gibi yetişmekte olan kuşakların bilgilendirilmesi yönünde ve görsel belgeleri kullanarak geçmişimize ilişkin, geleceğe yönelik önemli bir bellek oluşturabiliriz. Belleksiz toplumlar, belleğini kaybetmiş insanlara benzerler. Bu durumda böyle toplumlar ve kişiler için geçmiş ve gelecek kavramı karışmıştır. Bu anlamda belgelemek ve belgeleri geleceğe bırakmak çok önemlidir. Belgesel sinema sözlü tarih yaratma işlevini de yerine getirmede de çok önemli bir araçtır. Belgesel sinemanın da kullandığı bilgi elde etme yöntemlerinden biri olan sözlü tarih, aynı zamanda sanat ve bilim arasında bir köprü işlevini yüklenir. Tarih, sosyoloji ve antropoloji gibi çok önemli sosyal bilim dalları da kendi araştırmalarında sözlü tarih yönteminden faydalanmaktadırlar. Özellikle tarih bilimi için araştırma aşamasında bu yöntemin kullanılması nesnellik açısından belirleyici, başat giden bir yöntem değildir. Ama diğer yandan sadece canlı tanıklıkla bilgiye ulaşabilmenin zorunlu olduğu durumlar içinse bir gerekliliğe dönüşebilir. Sosyoloji biliminin sözlü tarih yönteminde daha çok ses kaydını tercih etmesi, antropolojinin ise hem ses kaydı hem de antropolojik film diyebileceğimiz görsel belgeleri, araştırma sürecinde kullanması, görsel bir anlatım dilinin gerçeğe salt sanatın penceresi açısından yaklaşmayı değil, aynı zamanda bilimin de işine yarayabilecek bir işleve dönüşmesine neden olur. Bu bağlamda gene yazımızın başlığında vurguladığımız belgesel sinema ile eğitim kavramının sınırlarının ve gücünün oldukça geniş bir yelpezade karşımıza çıkabileceği görülmektedir. 

IV.      SONUÇ

           Belgesel sinemayla ilgili yapılan toplantılara çağrılan belgesel film temsilcileri, genellikle kendilerinin de kabul ettiği gibi toplantıları bir ağlama duvarına dönüştürmektedirler. Günümüzde belgesel sinemanın yeterince ilgi görmediği, hatta cılız desteklerle programlardan kaldırılmadığı, en seyredilmeyecek saatlere konulduğu bir gerçektir. Hatta belgesel yapımcısı Sayın Nebil Özgentürk bir paneldeki konuşmasında, artık TV oskarları gibi ödül seremonilerinde bile belgeselin kategori dışı kaldığından bahsetmiştir. Bu oluşum bir bakıma doğal görünmektedir. Çünkü günümüz dünyasına hâkim olan yeni dünya düzeni ve küreselleşme gibi kavramlar, ulus devletlerin egemenliğine son verirken çok uluslu şirketlerin egemenliğinin yükselmesine katkı oluşturmaktadır. Geçmişte Fransa Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ülkesinin bir özel şirketi, helikopter ihalesinden dışlanınca, ülkemize yapacağı resmi ziyareti ertelemişti. Artık dünya ülkelerinin vatandaşları, eğlendirilirken eğitilecek, bilgi de verilecek kişiler olarak değil, sadece eğlendirilerek tüketimi hızlandıracak müşteriler olarak algılanmaktadır. Müşteri kavramının yerleştiği ortamda, idealist yaklaşımların yerini ticari yaklaşımlar almaktadır. Ülkeler arasındaki ilişkilerde önceliğin çıkar zeminine oturduğu gibi, devlet ve vatandaş arasındaki ilişki de eğitimi, kaliteyi arttırmak, bilgiyi üretmekten öte; çıkar zemini üzerine oturmaya başlamış görünmektedir. Böyle bir dönüşümün devlet-vatandaş ilişkisinde ortaya çıkması ise kabul edilebilir değildir. Ülkemizde, geçmişi çok eski olmayan özel televizyon kanalları da izleyicisiyle öncelikle bir müşteri ilişkisi kurmayı tercih etmişlerdir. Buna da kolay bir payanda bulmuşlardır: “İzleyicinin tercihi.” Gerekçeleri ise yaşamak için sadece reklam gelirlerine bel bağlamak zorundayız, şeklindedir. Belki bu alana milyonlarca dolar yatırım yaparak girenler açısından baktığınızda hak da verebilirsiniz. Ama gazetecilik, görüntülü gazetecilik, günümüzün moda deyişiyle “medya”, işlevini yerine getirirken kamuya karşı sorumluluk taşımak durumundadır. Bu sorumluluk yalnızca promosyon ürünlerini satmakla sınırlı olmamalıdır. Bizimki gibi toplumlarda medyanın, bir toplumu biçimlendirmede ve o toplumun “geleceğini” yaratmada katkısı, daha etkili görünmektedir. Dolayısıyla medyanın, kollektif bir etik ve estetik anlayışın yerleşmesinde büyük payı olduğunu iddia etmek abartı olmayacaktır. Şüphesiz bu anlayışı medyanın önce kendisinin benimsemesi ve uygulaması gerektiğini de vurgulamak gerekir. 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

[1] ADALI, B., Belgesel Sinema: Belgesel Sinemanın Doğuşu İngiliz Belgesel Okulu ve Türk Belgesel Sineması, İstanbul, Hil Yayın, 1986.

[2] MARTSCHEWSKİ, M., Türkiye’de ve Dünyada Sinema Eğitimi Sorunları, Panel, İstanbul Goethe Enstitüsü, 9 Mart 2000.

PARSA, S.,-ÇETİNTAHRA, A., Belgesel Film Yapım Teknikleri, İzmir, 2000.

ROTHA, P., Belgesel Sinema, İstanbul, Sistem Yayıncılık.

RABIGER, M., Directing The Documentary, Butterworth-HeinemannFocal Press, Third Edition,1997.


 

 

BELGESEL SİNEMA EĞİTİMİ VE BELGESEL SİNEMA İLE EĞİTİM