En sağlam durduğunuzu düşündüğünüz anda veya yerde bile bir sürü aksilik, aksaklık yaşayabilirsiniz. “Murphy Yasaları” her zaman hazır ve nazırdır; bir aksilik muhakkak olur. Ancak bu durum, bazı film karakterleri için geçerli değildir. Örneğin, Cüneyt Arkın, her attığını vur(mak zorunda)ur, hiçbir kurşun onu yere deviremez. Bizdeki Cüneyt Arkın, Hollywood’da Mission Impossible’daki Tom Cruise olarak çıkıyor karşımıza. Koşarak arabalara yetişiyor, helikopter(ler)e atlıyor, havadayken tırmanıp -onca hıza ve G kuvvetine nasıl dayanıyor, sormayın- pilotu bir yumrukta düşürüp yerine geçiyor. Dahası da var ya… Onu da size bırakıyorum; izleyin, bulun.
Görevimiz Tehlike olarak bildiğimiz bu sekiz filmlik serinin sonuncusu (sanki yenisi de gelecek, demedi demeyin), hem uzun hem duygusal hem hareketli hem de şaşırtıcı. Tabii ki “Bizim çocuk”, düşmanlarını burnu bile kanamadan yeniyor. Sadece kendi arkadaşlarını değil, sadece kendi ülkesini de değil, tüm dünyayı, hatta geleceği bile kurtarıyor.
Bilirsiniz işte, bütün aksiyon filmlerinde muhakkak “iyi”ler galip gelir, “kötü”ler yenilir. Sahi, bu filmde Rusya ile Amerika hem dost hem düşman; üstüne üstlük bir de rakipler. Ayrıca İsrail de var aralarında, İngiltere de, Hindistan da, Çin de…
Şöyle bir düşünün: “Kral” Trump, kimlere meydan okuyup da vergileri yükseltmeye kalkıştı… Kaldırın ayağınızı, üstüne bastınız. Her ne kadar Ruslarla Amerikalılar dışındakileri pek görmesek de, Filistin işgali nedeniyle yıpranan İsrail’in korunması gerekiyor-du ve film, bu işlevi yerine getiriyor zımnen de olsa. Belki de sadece nükleer silahları olan ülkelerdi de, onların adı geçiyor; ama ne olursa olsun bir “derin devlet” kokusu var.
“Tesadüfün iğne deliği” Yeşilçam’a özgü bir deyim… Olmayacak (belki de binde, milyonda hatta milyarda bir bile mümkün gözükmeyen) şeylerin karşımıza çıkması halinde söylenir(di), artık Yeşilçam kalmadığı için Hollywood o işlevi üstlenmiş. Ethan ve (sürekli yanında olanlar kadar, her filmde değişen güzel kadınlardan oluşan) ekibi, bunca titizliklerine, hemen her şeyi önceden hesap edip ona göre davranmalarına karşın, bu filmde (son olduğu için mi acaba) temkini elden bırakıyor. Mağaraya giriyorlar, hepsi birden… Kapı kapanır mı diye kaygılanmıyorlar. Kaygılanmazlar tabii; çünkü senaryoyu okumuşlar, biliyorlar kurtulacaklarını. Biz izleyiciler bilmiyoruz sadece.
Üç saate yakın süren Mission Impossible-Son Hesaplaşma gerçekten hızlı bir film. Deyim yerindeyse beyazperdeye çivileniyorsunuz. Platformlarda ve/veya televizyonlarda, perdedeki büyük görüntünün tadını alamazsınız; baştan uyarayım. Zamanınızın boşa geçtiğini asla düşünmeyeceksiniz, bakmayın benim yazdıklarıma…
