Montaigne adında bir yazar duydunuz mu?
Duymamış olabilirsiniz. Olsun, ben size tanıtayım.
Der ki: ‘‘Tek tek baktığınızda değer vermediğiniz, akılsız, bilinçsiz, kültürsüz sıradan insanlar topluluğu nasıl olur da HALK adını alınca birden değer kazanır ki?’’
Hayatında yalnızca bir kitap yazdı bu adam.
Adı DENEMELER. Ve bu tek kitap, sanırım yüzyıllardır dünyanın en çok satan kitaplarından biri olmayı sürdürüyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası insanoğlu yerinde duramadı. Habire savaştı: Kore, Vietnam, Kıbrıs, Balkanlar, Ortadoğu, Ukrayna cephesi gibi… Hindistan’dan koparılan Pakistan ve ardından Bengladeş’i falan saymıyorum bile.
Peki neden bu yazıyı yazdım?
Bu halka fazla güvenmeyin diye yazdım.
Bu halk devrim yapamaz. Reform gerçekleştiremez. Rönesans’ın yanından bile geçemez.
Bakmayın Osmanlı’nın yıkılmasına. Bunu bir halk hareketi sananalar hep yanıldılar.
Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının eseridir Cumhuriyet.
Gelin biraz geriye gidelim.
İşçi sınıfı için meydanlarda çatışan gençleri, İŞÇİ HAKLARI İÇİN FABRİKA İÇİNDE İŞÇİLERİ ÖRGÜTLEYENLERİ, yine grev kırıcılar ve patronların satın aldığı işçiler ispiyonladı.
DEVRİM KIRSALDAN BAŞLAR, diyenleri önce köy muhtarları ve köylüler yakalattı jandarmaya.
Halkımızın özünde devrimci bir ruh yoktur çünkü. Yeniliğe kapalı, dinle harmanlanmış katı bir gelenekçilik vardır.
Osmanlı’da da farklı değildi. 15. ve 16. yüzyıllarda Rönesans ve reform hareketleri Avrupa’yı uçururken, biz ancak 19. yüzyılda Tanzimat’la uyanmaya çalışıyorduk, dört asır gecikmeyle.
Sevgiyi de bilmeyiz.
Sevgi kavramının ne ifade ettiğini de bilmeyiz. Herkes kendine göre bir tanım yapar.
‘‘Başarıya endeksli sevgi’’ kavramının en güzel örneği, takım tutmaktır.
Takım kazandığında yere göğe sığdıramadığımız övgüler, kaybettiğinde ağza alınmayacak küfürlere dönüşür.
Sevgi kavramı bu kadar keskin olamaz.
Engin Geçtan hocamın dediği gibi, ‘‘Sevgi, bütün beklentiler karşılandıktan sonra geriye kalandır.’’
Uzun bir ders konusu olsa da ben uzatmadan toparlayayım.
Elin yabancısı küme düşen takımını kırk bin kişi ile alkışlarla uğurlarken; bizim geri zekâlı taraftar grupları, daha takımı sahaya çıkarken yuhalama ve ıslıklarla karşılıyor.
‘‘Eğitim şart’’ deriz. Değil… Profesör olmuşların çoğunun hayat felsefesine bakın; eğitim ile kültürün farklı kavramlar olduğunu anlarsınız.
SEVGİYLE – DOSTLUKLA
