44. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ’NDEN İKİ İRAN FİLMİ 

11-22 Nisan arasında gerçekleştirilen 44. İstanbul Film Festivali’nde farklı kulvarlarda gezen iki İranlı yönetmenin filmi, sinemasıyla güçlü bir algı yaratan bu otoriter ülkenin farklı boyutlarını tanımaya yeniden fırsat sağlıyor. İran sineması pek çok yönetmeni ve filmiyle dünyada ilgi çeken önemli bir sinema. Bu sinema İran’ın otoriter yönetim sistemine karşın, yaratıcılığın önemini de hatırlatan bir sinema aynı zamanda…

TAKIM

Bu filmlerden Takım (The Crowd) bir gençlik filmi. İran’da her geçen gün gevşeme işaretleri veren İslamcı otoriter düzenin baskılarına karşın, gençliklerini yaşamak için mücadele eden gençlerin eğlenme özgürlüğüne yoğunlaşıp; satır aralarında sistem eleştirileri yapmayı da ihmal etmemiş yönetmen Shand Cabiri.

Takım, bir gurup gencin muhafazakâr ve otoriter toplumsal sisteme direnerek istedikleri gibi yaşamaları mücadelesi üzerine bina edilmiş minimal bir film. Sahand Cabiri, ilk uzun metrajlı filminde, baskılara direnen ve gençliğini yaşamak isteyen dinamik gençlerin sözcülüğüne soyunduğu intibaı veriyor.

Yönetmen Cabiri’nin filminin satır aralarına yerleştirdiği sistem eleştirileri dışında ağırlıkla tek mekâna sıkıştırdığı filmi, partileme derdi peşindeki gençlerin direnişine yoğunlaşarak, daha çok iyi çekilmiş bir öğrenci filmi etkisi yaratıp ilk uzun metrajlı film zaaflarını da taşıyor. Buna karşın filmin 44. İstanbul Film Festivali’nde Kariyo&Ababay Jüri Özel Ödülü’nü de aldığını anımsatalım.

ÖLDÜRDÜĞÜN ŞEYLER

Öldürdüğün Şeyler (The Thigs You Kill) öldürme üzerine bir film, hem gerçek anlamında hem de metaforik anlamda. Türkiye, Romanya ve Fransa ortak yapımı olan Öldürdüğün Şeyler, görüntülerle öykü anlatma sanatı olarak tanımlanan sinema sanatı açısından yaratıcılığın öneminin de altını çizen bir film.

Uzun yıllar Amerika’da yaşayıp Yüksek Lisans yapan Ali, memlekete dönünce sağlığı bozuk annesi ve arasının kötü olduğu babası Hamit (Ercan Kesal) ile yeniden bir araya gelir. Evli olan Ali’nin yıllar sonra gerçekleşen ailesiyle buluşması, kapanmayan yaraların yeniden kanamasına neden olduğu kadar Ali için içsel bir çatışma ve yüzleşmeye dönüşür.

Sürgünde yaşayan yönetmen Alireza Khatami, filmiyle seyirciyle bir oyun oynuyor ve oyunun gizli oyuncusu da kendisi. Ergenlik ve gençlik yıllarında bencil tavırlarından nefret ettiği babasına yaşama tutunmak için bütün öfkesini yönelten Ali (Ekin Koç), kişiliğinin diğer yarısı olan Reza (Erkan Kolçak Köstendil) ile babasına benzeyen yanlarını da törpülemeye çalışır.

FREUD VE PSİKANALİZ

Freud’un oluşturduğu “psikanaliz kuramı”, filme zihin açıcı katkılar sağlıyor. Bu kuram hasta ile psikanalist arasında gerçekleşen diyalog yoluyla psikopatolojik vakaları tedavi etmekte kullanılan klinik bir yöntemdir ve hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurlarla olan bağlantılarını ortaya çıkarmayı hedefler. Freud’un, bu bağlamda ilgi çeken bilinçaltı okuma sürecinin unsurlarından Oedipus kompleksi ya da Oedipus karmaşası, onun kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre çocuğun karşı cinsteki ebeveynini sahiplenmesi ve kendi cinsinden olan ebeveyni saf dışı bırakmaya yönelik beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı olarak tanımlanır.

Yönetmen Khatami, Ali karakterinin huzur bulabilmesinde kendi cinsinden olan ebeveynini, babasını saf dışı bırakmasını filminde zaman zaman seyircinin de çelişkiye düşmesine neden olan çift karakterden, Ali’nin diğer yarısı Reza’dan destek alarak yansıtıyor.

Freud aynı zamanda, id, ego ve süperego gibi kavramlarla insan zihninin katmanlarına ulaşmaya çalışmıştı. Bu katmanlar birlikte yer almalarına karşın farklı düzlemlerde de işlevsel olmuşlardır. “İd”, zevk temelli istekleri ve aşırı ısrarcı temel enerjinin çıkış noktasını oluşturan, temel ve en ilkel benliktir. Ana kaynağı cinsellik, açlık gibi ihtiyaçların bencilce doyurulması olarak tanımlanabilir. “Ego” ise id’in bu isteklerini gerçeklikle karşılayıp çeşitli savunma mekanizmaları ile id’i dengeler. 

SIKIŞMIŞ BİR KARAKTER ALİ

Ali karakter olarak ego ve id arasında sıkışmıştır. “Süperego”yu temsil eden Reza ise, baba figürünün ve kültürel adetlerin içselleştirilmiş bir sembolüdür. İd’in ihtiyaç ve talepleriyle çatışma halindedir, id’e karşı saldırgandır ve tabuları ayakta tutar. Oedipus kompleksinin çözümünde baba figürünün içselleştirilmesidir.

Sigmund Freud’un insan zihnine ilişkin teorileri, bilinç ve bilinçdışı yönler arasında ayrım yaparak, bilinçdışı zihnin gizli arzu ve motivasyonlar nedeniyle davranış ve düşüncelerimizi önemli ölçüde şekillendirdiğini ileri sürmesinden beslenir (1). 

Yönetmen Khetami’nin filmi Öldürdüğün Şeyler de, Freud’yen göndermeleriyle aile içinde yaşanan geçimsizlik ve gizli şiddeti besleyen durumlara yönelik saptamaları ve yönetmenin kişisel hesaplaşmasına da aracılık eden bir karşılık oluşturuyor.

Alireza Khetami’nin filminde özellikle oyunculuk öne çıkan sinematografik unsurların başında geliyor. Bu bağlamda Ali karakterinin ete kemiğe bürünmesinde Ekin Koç’un öne çıktığını vurgularken, vulgar yanını yansıtan Erkan Kolçak Köstendil’in düete olan katkısının da altını çizelim.

KAYNAKLAR

(1) Psikanaliz, tr.vikipedia.org

44. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ’NDEN İKİ İRAN FİLMİ