“Küçük Prens”i tanımayan var mı? Okumamış olsanız bile duymadığınızı, cümle içinde de olsa üç beş kez geçtiği ya da geçirdiğinizi inkâr edemezsiniz. Aslına bakarsanız, çocuk kitabı olarak nitelen(diril)se de en önce, en çok erişkinlerin, hatta torun torba sahibi olanların okuması gereken bir kitaptır Küçük Prens.
Ayakları yere basmayan, düşleriyle düşüncelerini besleyen ve onları hayata geçirmeyi başaran Antoine De Saint-Exupéry, aslında pilottur. Kışın soğuk ve yüksek tepeleriyle aman vermez dağları aşmanın yollarını bulmaya çalışır. Çocukluk arkadaşı, Henri Guillaumet ile Fransız posta şirketi için Arjantin’de posta taşımacılığı yaptıkları dönemi anlatan film, öncelikli olarak haberleşmenin önemini, ama daha çok da dostluk temelinde gelişen dayanışmayı anlatıyor.
Haber alıp vermek, aradan geçen yüzyıla yakın zamanda önemini hiç yitirmedi, ama o zaman trenle, gece uçamayan uçaklarla, doğa şartlarıyla mücadele ederek sürdürülen habercilik, bugün parmaklarımızın ucunda… Değişimin izini sürmek de hoş. X ve Beta kuşağı olarak anılan gençler şaşkınlıktan küçük dillerini yutabilir.
Görüntüleri, montajı, müzik eşlemesi (uçağın birçok ayrıntısının orkestra gibi kullanılması ve trenin raylar üzerindeki tıkırtısının eşlenmesi) oyuncuların gücü ve tabii, Saint Ex’in sınır tanımaz hayal gücüyle müthiş bir film çıkmış ortaya. Kuşkusuz, bazı sahnelerde Küçük Prens ile bağlantı kuracak, düşlerinizde yaşattıklarınızı izleyeceksiniz.
