Ön Not: Bu yazıda sözü edilecek olan sahte belgesel filmin kurmaca kahramanı olan Zelig; Othello ve Peter Pan gibi psikiyatri literatürüne girip isim babası olmuştur: Othello Sendromu nasıl ölümcül kıskançlığa, Peter Pan Sendromu nasıl büyüme korkusuna kapılan yetişkinlere ad olmuşsa Zelig Sendromu da tıbbi bir işlev yüklenerek, değişip dönüşen bukalemun insanları tanımlamak için kullanılmıştır. Yazıda ayrıca kısaca da olsa splastick dönemin en ünlü hızlı değişim sanatçısı aktör Fregoli’den film ve öykü kişisi Walter Mitty’den -de- söz edilecektir.  

(1) 

Zelig, Türkçe’ye Sahte Belgesel diye çevrilebilecek, hatta melgesel bile denebilecek bir Mockumentary kurmacasıdır, yani bir mokumanterdir… ama ilk değildir: Woody Allen, 1969 yılında Parayı Al ve Kaç ile bu tarza – türe giriş yapmış, yirmi beş yaşına gelmeden altı ayrı suçtan aranan Virgil Starkwell’in suç hayatını; ebeveynlerinin, öğretmen ve eğitmenlerinin tanıklığına başvurarak belgelemişti…       

Zelig’in öncülü olarak değerlendirilebilecek Parayı Al ve Kaç -bence- splastick komediler     döneminden esintiler de taşıyor, ama düşünülmüş – çalışılmış geliştirilmiş farklı esintiler bunlar… Bizde pastav veya şakşak adı verilen pişekar sopası splastick’i aklıma getirmemin nedeni Woody Allen’i Harold Lloyd’a benzetmiş olmam mı, doğrusu bilmiyorum, fakat şunu biliyorum: Orijinal adı Take The Money and Run olan, Parayı Al ve Kaç ilk sahte belgesellerden biridir. 

(2)

Woody Allen’in 1983 yılında yazıp çekip oynadığı ikinci sahte belgesel olan Zelig, az sonra izleyeceğiniz belgeselibaresini içeren bir teşekkür notuyla başlar. İlk sekans çok büyük bir kalabalığın tezahüratı eşliğinde ilerleyen siyasi kortejdir. Bu görüntünün üzerine düşen kadın sesinin sahibi Susan Sontag, “O 20.yüzyılın fenomeniydi” dedikten sonra perdede belirip “O” dediği kişinin, yani Zelig’in, yaşadığı dönemde Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen Charles Lindbergh kadar ünlü olduğunu vurguladığında, alkış ve bağırış sesleri tekrar duyulur; kortej yeniden perdede belirir, kısa bir genel planın hemen ardından kamera, üstü açık diplomatik bir arabaya yaklaşır, karısıyla birlikte halkını selamlayan Amerika Birleşik Devletleri Başkanını görüntüler. 

Başkan Zelig’tir ve başkan olmakla yetinmeyip film boyunca, şaşırtıcı tuhaf değişimler yaşayacak; doktor, pilot, beyzbol oyuncusu, gangster olup diğer meslekten kişilerin yerine geçecek hatta ırk – renk bile değiştirip siyahi Amerikalı’ya, göçmen Çinli’ye dönüşecektir.  

Susan Sontag’ın yanı sıra Bukalemun Adam Zelig’in dönüşümlerine eleştirmen Irving Howe, Nobel ödüllü yazar Saul Bellov ve birçok gerçek veya kurmaca kişi film boyunca tanıklık edecektir. Daha ilginci ise, Zelig’in dönemdaşı olan F. Scot Fitzgerald’ın onun hakkında yazdıklarının belge olarak sunulmasıdır. 

(3)

Zelig, psikiyatri dünyasında yarattığı – oluşturduğu etkiler bağlamında -da- şaşırtıcı çalışmalardan biridir. Öyle ki, film 1999 yılında Tanya L. Chartrand ve John A. Bargh adlı    ruhbilimciler tarafından Bukalemun Etkisi başlığı adı altında yazılan bir makale ile irdelenmiş; ardından bu çalışmalar Zelig Sendromu veya Çevresel Bağımlılık Sendromubaşlıklarıyla bilimsel literatürde yer almış, tartışmalara neden olmuştur.  

Az önce adlarını andığım bilim insanlarının makalelerine atıfta bulunarak kısaca açıklayacak olursam; bu sendrom, kişinin etkileşim kurduğu kişilerin tavırlarını, duruşlarını bilinçsizce taklit etmesini temel almaktadır; yani kişinin bulunduğu sosyal çevredeki insanların davranışlarına uygun olarak pasif ve istem dışı dönüşüm, değişim yaşamasıdır. Kimi araştırmacılar ise bu sendromu -beyin hipoksisi ile ilişkilendirip beynin yeterli oksijen alamaması durumunda ortaya çıkan amnezi- hafıza kaybı olarak değerlendirmişler… ve     farklı çevresel koşullarda bulunduğunda, Zelig gibi farklı sosyal roller üstlenen bir kişiyle ilgili olgu sunumu yayınlamışlardır.  

(4)

Bazı kaynaklara göre sahte belgesel türünün ilklerinden biri de ilk Beatles filmi olan 1964 tarihli A Hard Day’s Night’tır. Ben, Türkiye’de Gençlerin Sevgilisi adıyla gösterilen bu filmi, 1965 yılında bir sonbahar günü Şan Sineması’nda izlemiş, on gün önceden aldığım bileti özenle saklamıştım. Yağmurlu ve soğuk o pazar günü, sinema salonuna girdiğimde, perde henüz kapalı olmasına karşın, özellikle genç kızlar çığlık çığlığa -aşkın ve taşkın- durumdaydılar. Sinema salonu da öyleydi; koltukların arasına şarabi halılar serilmiş, yer göstericilere apoletli general üniformaları giydirilmişti. Daha sonra farkına varacaktım: Bu abartılı özen, özentili ve kösnül vaveyla, Beatlemaniadenilen sosyal aşkınlığın ve taşkınlığın cisim bulmuş haliydi. A Hard Day’s Night ise bu mania’yı pekiştirmek üzere kotarılmış başarılı çalışmalardan biriydi.   

James Thurber’in 1939 tarihli öyküsünden esinlenerek, ilkinde Dany Kaye’in, ikincisinde Ben Stiller’in rol aldığı Walter Mitty’nin Gizli Hayatı adlı filmler ise gerçekleri öteleyen hayalperest kişileri ve gündelik gerçeklerden kaçışı imleyen Mittyesque sözcüğünün yerleşmesine neden olmuştur. Nasıl olmasın -öyküye yönelerek açıklarsak- sıradan bir günde  karısını güzellik merkezine bırakan Walter Mitty, bekleme süresi içinde gündüz düşleri de   denilecek hayallere dalar; pilot, cerrah, katil olur. Sonunda kendini bir idam mangasının karşısında bulur. Öykü ve çekilen Walter Mitty filmleri, okuyanları ve izleyenleri her kadar neşelenmeye çağırıyor olsa da psikologlar-psikiyatristler; Maldaptive Daydreaming denilen -hayal kurma hastalığını ya da uyumsuz gündüz düşleri görme rahatsızlığını- hayal edilmiş kurmaca bir kişiye yönelerek kayıt almakla yetinmemişler /sendrom, idam mangasıyla karşılaşmayı gerektirecek kadar ağır sonuçlara neden olmasa da/ Walter Mitty’lerin sağaltımı için önerilerde bulunmuşlardır.    

(5)

Ön notta da söylemiştim; Othello, Peter Pan gibi kimi kurmaca kişilerin yanı sıra gerçek kişiler de ruhbilimi terim ve kavramlarının isim babası olabilir. Splastick dönemin en ünlü aktörlerinden biri olan Leopoldo Fregoli bu kişilerden biridir: Fregoli Sendromu, günümüzde gerçeklik algısının yitirilmesiyle yanlış tanımlamaya neden olan sanrısal bir bozukluğun adıdır. Şöyle ki, bu psikolojik rahatsızlığa yakalanan kişiler, çevrelerindeki bütün insanları kılık ve giysi değiştirmiş tek bir kişi olarak algılar… Bu psikotik rahatsızlığa adını veren kişinin yani aktör Leopoldo Fregoli’nin özelliği ise çok kısa süre içinde kılık ve kişilik değiştirmesidir ki, kaşla göz arasında sahnede başka bir yüz ve kostümle belirdiğinden /aktörün Zeligvari/ bu becerisine inanılmamış, birden fazla kişi olduğu sanılmıştır: Binbir Surat Sendromu da denilen bu hezeyanı daha iyi anlamak için 2015 tarihli stop motion animasyon filmi Anomalisa’nın izlenmesi bence iyi olacaktır. Bu arada Fregoli’ye Spastick’e değinmişken Buster Keaton’un otuz ayrı karakteri canlandırdığı 1921 yapımı Playhouse’ı hatırlamakta yarar var; zira bu film, Avrupa’da Frigo Fregoli adıyla gösterilmiştir. 

Not: Bu yazıyı yazarken Fregoli’nin mezar taşında onun son dönüşümü diye çevrilebilecek şu ibarenin bulunduğunu öğrendim: LA SUA ULTIMA TRANSFORMAZIONE    

 (6)

Hem varoluşu, hem de var olmaktan kaçışı ima eden Zelig, film boyunca söylediğim gibi dönüşüp durur; kimi zaman film oyuncusu, kimi zaman Amerikan yerlisi, kimi zaman beyzbol oyuncusu olur. Hatta İspanya’da âşık olunan kadın Ruth Zelig’e dönüşür… ve Ruth, pek de başarılı olmayan boğa güreşçisi Martinez’le ilişkiye girer. Sonuç felakettir: Ruth’un kıskançlıktan kuduran bir başka sevgilisi daha vardır, bu adam önce Martinez’i ardından   Zelig’in üvey kardeşini öldürüp intihar eder. Zelig’in hayatı tersyüz olmuştur, uzun süre ortada görülmez… ama sendromu onu terk etmeyecek, ortaya çıkıp en dramatik ve en splastick dönüşümünü gerçekleştirecektir, şöyle ki: Paskalya Pazarı Töreni, 63 yıl sonra ilk kez yapılmaktadır: Papa XI. Pius, Aziz Peter Kilisesinin balkonunda yerini almış; alanda  toplanan yüzbinlerce kişiye hitap etmek üzeredir ki, balkonda Papa’nın on iki refakatçisinin yanı sıra bir başka şahıs daha  belirir… ve aynı anda balkon karışır; Papa bu aykırı yabancıyı yadırgamış olduğundan elindeki kutsal kâğıtlarla saldırıya geçecek adamı dövmeye  başlayacaktır: Refakatçiler ise Zelig’i karga tulumba kutsal alandan uzaklaştırmak için gayret ve şiddet göstereceklerdir.   

(7)

Bazı bilim adamlarına göre, Bukalemun Etkisi’nin nedeni, duruşları ve tavırları beyinden beyne aktaran – kodlayanayna nöronlarıdır ki, bu işlev sayesinde gözlenen duruş ve tavırlar taklit edilmekte, böylece benzerlik nedeniyle bireyler arasında ünsiyet kurulup yakınlaşma sağlanmaktadır. Bukalemun Etkisi’nin bir başka yararı ise taklitçi kişiyi belirli bir sosyal grubun parçası yapmasıdır. Bütün bunların nedeninin olumlu anlamda kabul görme, onaylanma isteği olduğu çok açık… ama benim bu sendromun masumiyeti, zararsızlığı noktalarında kuşkularım olmalı ki, zihnime pelesenk olan eyyamcı sözcüğünden bir türlü kurtulamıyorum. Bu olumsuz durumu Zelig’in sekanslarından birine giderek açıklayayım F. Scot Fitzgerald bir bahçede Zelig’e değgin izlenimlerini yazmakta; o adamın aynı gün – aynı saat içinde Bostonlu bir demokrat gibi yüksek perdeden konuştuğunu; fakat çok geçmeden mutfak çalışanlarıyla avam bir dille Cumhuriyetçi muhabbetine giriştiğine şaşırarak değinmektedir. Fitzgerald’ın bu saptaması, bana ülkemizde edebiyat ve siyaset sahnesinin eyyam ağalarını tabii ki hatırlatıyor… Öyleyse yazıyı şöyle bitirelim: Bence Zelig’in en ilgi çekici iki dönüşümü Hitler’in yanı başında gerçekleşecektir. Birincisinde Zelig üniformalı ve üstenci National Sosyalist Parti militanıdır, ikincisinde ise Nazilerden kurtulmak istercesine   seyirciden el kol hareketleri ile yardım istemektedir… Filmi ilk kez izleyecek olanlar bir hipnoz seansı sırasında Zelig’in söylediği şu cümleyi ipucu olarak belki değerlendirirler: “Diğerleri gibi olmak güvenli.”

WOODY ALLEN’IN SAHTE BELGESELİ ZELİG’İN HATIRLATTIKLARI