Tayfun Pirselimoğlu’nun son filmi ‘İdea’ yönetmenin önceki filmlerinde birlikte çalıştığı ve geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz oyuncu Rıza Akın’a ithaf edilerek açılıyor.
Boş bir otobüsün içinde başlayan filmin ana karakteri Kemal, bir villanın bekçisidir. Villa, şehirden uzak, ıssız bir yerde konumlanmıştır. Kemal’i kimi zaman bahçıvanlık yaparken, kimi zaman da villanın sağını solunu tamir ederken izleriz. Bu rutin böyle devam ederken, tekin görünmeyen bir çift villaya gelir. Adamın rahat tavırlarından ve Kemal’den villanın genel durumuyla ilgili bilgi almasından, onun evin sahibi olduğunu anlarız. Adam silahlıdır.
Tedirgin tavırları, izleyicide adamın karanlık işlerle uğraştığı hissiyatı uyandırmaktadır. Öte yandan kadının tavırları ve sorduğu pervasız sorular da bu hissiyatı güçlendirmektedir. Çok geçmeden çift, villadan ayrılır. Kemal yalnızlığına geri döner.
Daha sonra Kemal, otobüse binip şehre gider ve burada muhafazakâr bir kadınla buluşur; kadını bara götürür. Kadın, bulunduğu ortamı yadırgamaktadır. Üstüne üstlük polis, kimlik kontrolü yapınca kadın iyice huzursuz olur.
Bu sahne Scorsese’nin Taxi Driver filmindeki bar sahnesini anımsatmaktadır. Taxi Driver’ın baş kahramanı Travis, flört ettiği kadını erotik filmlerin gösterildiği bir sinemaya götürünce potansiyel bir birlikteliği, eline yüzüne bulaştırarak bitirmiş olur. İki filmde de karakterler yanlış hamle yaparak kadını kendilerinden uzaklaştırırlar ve bu durumu bir türlü kabullenemezler.
Kemal’in zaman zaman villayı başıboş bırakıp şehre yaptığı bu kaçamaklar, üzerindeki baskı ve yalnızlığın oluşturduğu kasvete karşı nefes alma çabaları olarak görülebilir. Benzerini Travis için de söylemek mümkün!
Gelelim İdea’ya. Kelime anlamı olarak yaygın biçimde ‘fikir’ anlamında kullanılsa da felsefi açıdan bakıldığında karşılaştığımız tanım; değişmez öz, şeylerin ilk örneği, uzayın ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil ruhsal olarak anımsama yoluyla kavranabilen, duyularla yalnızca görüngüleri algılanabilen asıl gerçekliktir.
Filmdeki İdea bir kitabın ismidir. Kemal otobüste seyahat ederken kapüşonlu, esrarengiz bir adam İdea adlı kitabı koltuğa bırakıp otobüsten iner. Bu olaydan sonra hayatının değişeceğinden habersiz olan Kemal, kitabı fark eder ve alır.
Villaya gelen polisler, Kemal’i alıp karakola götürür ve sorguya çekerler. Kitabı, bir suçun deliliymiş gibi gösterip ‘‘Bu ne?’’ diye sorarlar. Kemal tüm bunlara anlam veremez.

Karşısına çıkan herkese ‘‘Neler oluyor?’’ sorusunu yöneltse de aldığı cevaplar ‘tuhaf zamanlar, hiçbir zaman bilemezsin, idea’ gibi havada kalmış sözlerden öteye geçmez. Sanki herkesin bildiği, ama Kemal’in bilmediği bir şeyler vardır.
Benzer bir yapı, yönetmenin Kerr adlı filminde de dikkat çeker.
Kemal’in bilmediğini bilen kişiler, onu gizemli bir örgütün başına getirir. Örgütün işlediği suçlar ve eylemlerine bakıldığında, devlete karşı bir tutum sergilediği görülür.
Başkaları tarafından değiştirilmeye zorlanan bekçi Kemal’in, örgüt lideri Kemal’e dönüşmesini takip ettiğimiz film, döngünün sadece bir varyasyonunu ekrana taşıyor. Aynı döngünün, başka karakterlerle devam ettiğini, edeceğini de imliyor.
Tayfun Pirselimoğlu sinemasına baktığımızda filmlerinin birçoğunun aynı tema etrafında dolaştığını görürüz. Kimlik değiştirme, başkasının yerine geçme. Yönetmen bu konuda: ‘‘Benim takıntılarım var ve ben bu takıntılar üzerine filmler yapıyorum.’’ diyor.
Bu takıntı, özellikle Ben O Değilim ve Saç isimli filmlerinde daha görünür olarak ortaya çıkıyor.
Yine yönetmenin kendi deyişiyle; ‘‘Ben O Değilim diye bir film yapmıştım. O film, kendi iradesiyle bir başkasına dönüşen birinin hikâyesiydi. O filmi yaparken tam tersini de düşünmüştüm. Yani ‘biri kendi iradesiyle başkasının yerine geçiyorsa, gayri iradi olarak başkasının yerine geçmesi nasıl olur?’ diye.’’
Tüm bu kavramları düşündüğümde Antonioni’nin The Passenger adlı filmini anmadan geçemeyeceğim. Zira The Passenger kimlik bunalımı ve başkasının yerine geçme konularını işleyen en çarpıcı filmlerden!
Sonuç olarak İdea, bireyin içinde sıkıştığı saçma ve baskıcı bir sistem karşısındaki çaresizliğini, kimliğini yitirişini; bürokrasinin bireyi ezip yok eden yapısını ve adaletsizliğin kurumsallaşmış halini anlatıyor.
Film, bürokratik ve absürt dünyada herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin sesini çıkarmadığı, günümüz gerçekliğinin alegorik bir panoraması gibi!
