Başlangıç yıllarında Beyoğlu’ndaki insan selini sinemayla çoğaltan, neredeyse kapıları kırdıran İstanbul Film Festivali bu yıl 44. kez izleyiciyle buluştu. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen festival kapsamında kentin iki yakasına yayılan salonlarda 139 uzun, 15 kısa metrajlı film gösterildi. 22 Nisan 2025 akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan ödül töreniyle sona eren festivalin ana bölümü kapsamında verilen 18 ödülün yanı sıra Köprüde Buluşmalar’da da 14 proje ödüllendirildi.  

Ödül alan filmlerden biri de İlkay Nişancı’nın Zamanın Kıyısında Sınav belgeseliydi. Belgesel, Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) tarafından verilen En İyi Belgesel Film Ödülü’nün yanı sıra “Yeni Bakışlar” kategorisinde En İyi Kurgu(Eşref Gürkan Kılıç) ile En İyi Müzik (Türkay Nişancı – Sevan Amiroğlu – İlkay Nişancı) ödüllerine layık bulundu. 

Film “deprem” hakkında… Tam da zamanında!

Ödül törenin üzerinden saatler geçmeden İstanbul ve çevresi orta büyüklükte bir depremle sarsıldı. Hep konuşulan, ‘ha geldi ha gelecek’ denilen, ama önlem alma ve kentin yapı stokunu depreme karşı dayanıklı hale dönüştürme yerine rant fırsatlarının öne çıktığı İstanbul’da… Egemen medya alışılageldiği gibi yine deprem hakkında sayısal verilerin, kısır tartışmaların, tedirgin etme ve korku yaratmanın tekrarını yaşattı, yaşatıyor. Hatta yaşatacak gibi de görünüyor. Çünkü bu söyleme muhalif medya da dahil oluyor. Siyasal tartışmanın yerini toplumsal faydanın alacağı bir yaklaşım olgunluğuna henüz ulaşabilmiş değiliz. Sorgulayan, eleştiren, somut öneriler geliştiren, karar vericilerin sorumluluğunu hatırlatan medya içeriklerine pek rastlanmıyor.

Festivalde izlediğimiz İlkay Nişancı’nın 6 Şubat depremleri sonrasında gerçekleştirdiği Zamanın Kıyısında Sınavbelgeseli ise ülkemizin, kamusal aklın ve vicdanın ne denli yüzeyde gezindiğini somutlaştırıyor. Belgesel sinemanın gerçeği görünür kılma becerisine ve olanağına yaslanan film, depremin sadece bir yıkım değil, deprem sonrasıyla birlikte düşünülmesi gereken çok bileşenli bir olgu olduğunu gözler önüne seriyor.

BSB Yönetim Kurulu Başkanı Bahriye Kabadayı Dal, BSB Yönetim Kurulu üyeleri olarak Kurtuluş Özgen ve benden oluşan jüri, BSB En İyi Belgesel Film Ödülü’nün gerekçesini şöyle açıkladık:

Derinden sarsan bir felaketi medyatik unsurlara indirgemeyen, felaket sonrası travmalardan biri olan eğitimde fırsat eşitsizliğine dikkat çekerek kamusal vicdanı sorgulayan kusursuz dramatik yapısı ve sinematografisiyle…

Ankara Üniversitesi’ne bağlı olan Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda (şimdiki İletişim Fakültesi) ilk yılımda (1978) aldığım derslerden biri de istatistik idi. Derse giren hocamız Uğur Korum’un ilk sözü o gün bugündür aklımdan hiç çıkmadı. “Sayılar yalan söylemez. İstatistik sayılara yalan söyletme sanatıdırSize bu sanatı (!) anlatmaya geldim.” 

Sesindeki ironi, rakam ve bilim arasındaki pamuk ipliğini anlatmaya yetiyordu. Hocanın haklı olduğunu yıllar içinde defalarca deneyimledim. 6 Şubat depremlerinde ölü, yaralı ve yıkılan bina sayısını doğru ifade eden sayılara sahip olamadığımız gibi…

EŞİT olamadığımız gibi!

Deprem, deprem sonrası travmalarıyla birlikte düşünülmediğinde, çözümler geçici ve yüzeyde kalmaktan, günü kurtarmaktan öteye geçmiyor. Zamanın Kıyısında Sınav tam da bu noktada, akıp giden zamanı sorgulayan, sorgulatan bir film: Deprem bölgesinde yaşayan çocukların zamanı, ülkenin zamanı ile AYNI mıdır? Depremzede çocukların eğitim hakkı için zaman aynı mı işler?

Ne yazık ki depreme maruz kalan, evleri yıkılan, yakınları ölen-yaralanan lise son sınıf öğrencileri, üniversite sınavına ülkedeki diğer öğrencilerle “EŞİT” biçimde girmek zorunda kaldı. Bu gençler için ne sınavın zamanı ötelendi ne de pozitif bir ayrım yapıldı. “EŞİT” sayıldılar, hiç de eşit olmayan koşullar altındayken.

Belgeselde bu eşitsiz zamana karşı; istek, umut, irade ve dayanışmanın öğrencileri nasıl ayakta tuttuğuna, onları hayata nasıl bağladığına tanık oluyoruz. Mesleğini henüz yapamayan, atanamamış bir avuç öğretmenin, Antakya’da, bu zor koşullar altında, onlarca öğrenciyi, çadırlarda karşılıksız olarak verdikleri sınav hazırlık kurslarına dahil olmaya ikna edişlerine, zamana direnişlerine… Çocuklar hem hayata dahil oluyor hem sınava hazırlanıyor. Üstelik girdikleri sınavın sonucunun ne olacağının hiç de önemli olmadığını bilerek. 

Deprem, sayılara indirgenmeyecek kadar yaşamsal bir olgu. İktisadi ya da tıbbi rakamları, söylenecek yalanların verisi olarak bir kenara bırakmanın ve depreme hazır ve onunla baş edecek kadar inatçı ve dirençli olmanın TAM ZAMANI!

Zamana, talana, yalana karşı, iyi ki belgesel sinema var!

Deprem Demişken: TAM DA ZAMANI!